Dolmabahçe’den Beştepe’ye: Bir Başörtüsünün Sessiz Zaferi
Bazı fotoğraflar vardır; sadece bir günü anlatmaz, bir devrin zihniyetini ele verir.
Türkiye, tarihinde ilk kez NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yapıyordu. İstanbul dünyanın gözleri önündeydi. Liderler gelmiş, protokol kurulmuş, Dolmabahçe Sarayı devlet misafirleri için hazırlanmıştı.
Ama o gecenin en ağır cümlesi salonda kurulmadı.
O cümle, bir davetiyenin gönderilmemesiyle kuruldu.
Dönemin Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Sayın Emine Erdoğan, başörtülü olduğu için dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından o resepsiyona çağrılmadı. Dünyanın lider eşleri Dolmabahçe’de ağırlanırken, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın eşi kendi ülkesinin resmî ev sahipliğinde yok sayıldı.
Bu sadece Emine Erdoğan’a yapılmış bir nezaketsizlik değildi.
Bu, milletin inancına, kadının onuruna, Anadolu’nun başörtülü annelerine, kızlarına, eşlerine, ninelerine karşı kurulmuş soğuk bir devlet diliydi.
O gün başörtüsü dinin gereği gibi görülmedi; bir sınır çizgisi gibi görüldü. “Buraya kadar gelebilirsin ama devletin en görünür salonuna giremezsin” denildi.
Tarih bazen çok sabırlıdır.
Cevabını bağırarak vermez.
Milletin iradesini bekler.
Ve sonra öyle bir sahne kurar ki, dün yok sayılanlar bugün tarihin merkezine yerleşir.
Bugün Türkiye, 2026 NATO Zirvesi ile ikinci kez dünyanın en büyük güvenlik ittifakının liderlerini ağırlıyor. Bu kez adres Ankara. Bu kez merkez Beştepe. Bu kez ev sahibi, yıllar önce o salona tek başına gitmek zorunda bırakılan Sayın Erdoğan.
Ve yanında Sayın Emine Erdoğan var.
Dün Dolmabahçe’nin kapısında görünmez kılınmak istenen Emine Erdoğan, bugün Ankara’da lider eşlerini karşılayan, Türkiye’nin zarafetini, vakur duruşunu ve medeniyet dilini temsil eden isimdir.
İşte asıl fotoğraf budur.
Bu fotoğraf, sadece bir protokol fotoğrafı değildir.
Bu fotoğraf, Türkiye’nin nereden nereye geldiğinin belgesidir.
Dün başörtüsünü devletin kapısına yakıştırmayan anlayış vardı.
Bugün başörtüsüyle, asaletiyle,........
