Ben sensiz nasıl yaşayacağım kızım
11 yaşındaki Almina Ağaoğlu’nun ölüm haberi memleketin acısı sadece ailesinin değil. Bu acı gazete satırına sığmadı, televizyon ekranına da… Çünkü toprağa verilen yalnızca küçücük bir beden değildi; yarım kalan hayallerdi, büyüyemeyen bir çocukluktu, annesinin gözlerinde sonsuza kadar yaşayacak bir gülüştü.
Bir okul düşünün…Bir çocuğun en güvenli olması gereken yer.Kalem seslerinin yankılanması gereken koridorlar.Teneffüste koşan ayaklar, sıraya gizlenmiş hayaller, yarım bırakılmış ödevler, çantasında unutulmuş mandalina kokusu…
Duvarlarında çocuk sesleri yankılanması gereken bir okul. Tebeşir kokusunun, zil sesinin, kahkahaların olması gereken bir yer…
Ama şimdi o okulun duvarlarında başka bir sessizlik var. Ağır, soğuk ve unutulmayacak bir sessizlik ve korkunun soğuk izi var.
Bir sıra boş kaldı artık.Bir çanta sahipsiz.Bir defter yarım.Belki en sevdiği kalemi hâlâ sırasında duruyor.
Ve bir anne…Evladının tabutuna sarılıp, “Almina, buradayım kızım… Annen yanında…” diye haykırıyor.
İnsan o cümleyi okuyunca bile nefessiz kalıyor. Çünkü dünyadaki hiçbir acı, bir annenin evladına mezar başında seslenmesinden daha........
