Maç ve Eğitim
Dünya kupası maçlarından birinde, önde olmasına rağmen uzatma dakikalarında gol yiyen takımın seyircilerinin sevinci, bizleri spor, takım, futbol, dünya kupası, turnuva, maç ve galibiyet gibi kavramlar çerçevesinde düşünmeye sevk etti. Kazanmak için yapılan bir maçta, gol yiyip maçın berabere bitmesine sevinmek, bir sonraki maçta rakibin hangi takım olacağını da düşünen taraftarın güçlü bir rakip yerine daha az güçlü gördükleri rakibi istemenin neticesiydi. Bir üst turda daha az güçlü takımla maç yapacak olmaya sevinmek ise kendine ne kadar güvendiğinin ve turnuvada ne kadar ilerlemeyi hedeflediklerinin göstergesiydi elbette. Üstelik bu takımın taraftarları, amaçlarını ve takımlarının seviyesini saklama ihtiyacı duymuyordu besbelli. Aslında hâllerinden, hadlerini bildikleri, dünya kupasında ilerleyebildikleri kadar ilerlemek ve kendi başarılarıyla mutlu olmak istedikleri, bu turnuvayı ölüm kalım meselesi görmedikleri anlaşılıyordu.
Yine bu dünya kupasının başka bir maçında ise yenilen takımın oyuncusu, dünya kupasının, yenildikleri takımın şampiyon olması için kurgulandığını ve sonucun baştan belirlendiğinden, dünya kupasını yönetenlerin o sonuç için gereken adımları attığını, hakemlerin de bu doğrultuda kararlar verdiğini söyledi. Buna ilaveten bir de “Allah bize yeter” dedi. Yani dile getirdiği şikâyetler, oynadıkları maçla ilgili olmanın çok ötesindeydi.
Şikayetlerin, maçtaki haksızlığa ve yanlış kararlar veren hakeme değil de dünya kupasının bütününe yönelik yapılması, bir sorunun nasıl ele alındığını göstermesi bakımından çok önemlidir. “Allah bize yeter” ifadesi ise futboldan çok daha başka bir konuyla, hatta zihniyetle ilgilidir. Bu vaziyet üzerine, meseleyi daha geriden ele almak manasında çok kullanılan bir ifadeyle, bu zihniyetin çocukluğuna inmek lâzım sanki.
Eğitimin, yani yetiştirme sürecinin başında, kendini, haddini ve hududunu bildirmek, öğretmek gelir. Bunun en belirgin örneklerini spor ve sanat alanlarında görmek mümkündür. Bir sporcu, eğitildiği sporun inceliklerini öğrendiği gibi, bir sporcu olarak kendi sıkletini, o sıkletin sınırlarını ve kendi bilgi, beceri haddini de öğrenir. Keza bir keman sanatçısından bir eseri icra etmesini istediğinizde, onu çalıp çalamayacağını bilir. Şayet çalamayacaksa ya repertuarında olmadığını ya da o eseri çalabilecek seviyede olmadığını söyler.
Bireysel sporlardaki duruma ilaveten takım sporlarında, başkaca etkenler ve sınırlılıklar da vardır. Meselâ bir futbol takımının ne kadar........
