Sütun
Hanımeli, kokusunu etrafa yaysın diye onu sallaman gereken bir dünyada, hangi güzelliğin sarsmadan hayranlıkla seyredilir olması beklenebilir ki! Dedi, Çingene Kızı, Karam bey kızın sözlerine aldırış etmeden yemek odasından mutfağa geçiyorken. Oysa kız, iliklerine kadar nüfus etmiş görülme isteğiyle cebelleşiyor, iri kahverengi gözleri ihtiyacı olan soruların cevabını keşfetmek için Münker ve Nekir gibi nereye yönelse aralıksız bir ritimle Karam Bey’i ihtiyatlı bir edayla izliyordu. Onu gördüğü ilk anda, Fırat nehrinin suları şaşkın suratına doğru delice akarken dile gelmiş, neşeye bulanacağın tek pınar ben değilim, onun tarafından tanınır olmak demiş gibi gelmişti kulağına.
Oysa gözlerinin güzelliğini kulağındaki küpeler ve başına yarım yamalak bağladığı eşarp bile örtmeye yetmiyordu. O bunun farkında değildi. Gizemli hali evin içinde de devam ediyor, aklı bilinir olma isteğini, sadece Karam Bey tarafından bilinir olma arzusu ile sınırlıyordu. Çingene kızına kalsa bedeni onun ayaklarının dokunduğu taş bir zemin gibi ölümsüz olmalıydı, gözleri bir tek Karam Bey’i izlemek için yaratılmıştı.
Yaşadıkları villada katı kurallar hâkimdi, her odanın görevlileri ayrı, odalar arası geçiş herkese tanınan bir hak değildi. Yıllardır yemek salonunda duran Çingene kızı, bugüne kadar diğer odaları görmemişti. Hâlbuki mutfakta çalışan Karam Bey’in hareket özgürlüğü vardı. Bu davranış modeli Çingene Kızı’nın gözünde Karam Bey’i ulaşılmaz, saygıdeğer bir yere koyuyordu. Her akşam yemeğinden sonra yağ lambaları sönüyor, küçük kandillerin alacalı ışığında, kibir yuvası Karam Bey yemekten arta kalanları sakince mutfağa taşıyordu. Yani herkesin yaşam alanın kısıtlı olduğu bu kutsal tapınakta, sadece Karam Bey özgürce geziniyordu. Üç adımda bir durup etrafı kolaçan ederken, buraların hâkimi benim bakışı atıyor, hızlı adımları, ani ve fevri hareketleriyle varlığı ev ahalisi üzerinde tedirgin edici bir etki bırakıyordu. Eril kişiliği bedenine yansıyan Karam Bey’in sadece kolları ve bacakları değil, elleri ve ayakları da tüylüydü. Tuhaf olan şu ki, bu kaba görüntü, Karam Bey’i Çingene Kızı’nın gözünde vakur bir soyluya çeviriyordu.
Evin küçük kızı bazı geceler zeminde evcilik oynarken, oyunlarına Çingene Kızı’nı da katıyor, onun dalgalı saçlarını parmak uçlarıyla severken övgüler yağdırıyor, büyüdüğünde ona benzeyen genç bir kadın olma hayali kuruyordu. Küçük kızın methiyelerini oyun gereği ona söylediğine inanan Çingene Kızı, çamura düşmüş altın misali pahasını yok saymak için elinden geleni yapıyordu.
Karam Bey’in keskin bakışlarını gören küçük kız koşarak yemek salonunu terk ediyorken, nereye adım atarsa atsın Karam Bey, Çingene Kızı’nın kendisine baktığını görebiliyordu.........
