Pasifik’te savaşın ayak sesleri
Şubat 2026 itibarıyla küresel jeopolitik sahne, barışın korunmasından çok “kaçınılmaz bir çatışmaya hazırlık” doktrini üzerine inşa ediliyor. Ocak ayında Trump yönetimi tarafından yayımlanan ABD Ulusal Savunma Stratejisi, Çin’i birincil sistemik rakip, Kuzey Kore’yi doğrudan nükleer tehdit olarak tanımlayarak Pasifik’i Washington açısından birincil askeri öncelik ilan etti. Bu çerçevede Japonya, Güney Kore ve Avustralya’nın askeri olarak daha güçlü ve saldırı kapasitesine sahip müttefiklere dönüştürülmesi hedefleniyor. Bu stratejinin karşı tarafında ise askeri kapasitesini hızla genişleten Çin ve Kuzey Kore bulunuyor.
Çin’in askeri yükselişi ve Tayvan düğümü
Çin, son yıllarda ekonomik gücünü askeri kapasiteye de yansıtarak küresel bir güç olarak öne çıkıyor. Askeri harcamaları her yıl istikrarlı biçimde artarken, donanma, hava ve nükleer güç alanlarında dikkat çekici bir büyüme kaydediyor. Son beş yılda savaş gemisi sayısını ve uzun menzilli füze kapasitesini artıran Çin, nükleer başlık stokunu da sürekli büyütüyor. Bu hızlı büyüme, Çin’in ABD karşısında henüz tam bir denge kuramasa da stratejik caydırıcılıkta ve bölgesel etki alanını genişletmede önemli bir adım olarak öne çıkıyor. Denizlerde kapsamlı manevra ve muharebe kapasitesini artıran Çin Donanması, gemi sayısı bakımından dünyanın en büyük filosuna sahip; üç uçak gemisi bulunuyor ve toplam savaş gemisi sayısı 400’ün üzerinde. Ancak tonaj, nükleer denizaltı kapasitesi, uçak gemisi gruplarının operasyonel deneyimi ve küresel üs ağı açısından ABD hâlâ üstünlüğünü koruyor. Hava gücünde yaklaşık 1.500 savaş uçağına sahip olan Çin’in asıl dikkat çeken alanı ise nükleer kapasite; mevcut en az 600 nükleer başlığa sahip ve bu sayıya her yıl yaklaşık 100 adet ekliyor. Bu askeri yükseliş, Tayvan üzerindeki baskıyı doğrudan artırıyor. Çin, Tayvan’ı kendi toprak bütünlüğünün ayrılmaz bir parçası olarak görüyor ve diplomatik baskı, ekonomik yaptırımlar ve askeri tehditlerle kontrolünü pekiştirmeye çalışıyor. Bu tutum, Tayvan Boğazı’nda sürekli bir belirsizlik ve risk ortamı yaratıyor.
Pasifik’te Çin’in askeri yükselişi ve Tayvan üzerindeki baskı, bölgedeki güvenlik dengelerini doğrudan etkiliyor. Çin’in art arda yaptığı büyük ölçekli tatbikatları, Tayvan’ın hava ve deniz sınırına yönelik hareketleri, sert siyasi söylemi ve diplomatik izolasyon çabaları; Tayvan’ın kendi ordusunu güçlendirme ve savunma bütçesini artırma kararlarını doğrudan tetikliyor. Bu davranışlar, Tayvan yönetiminin askeri hazırlığını yükseltme kararını güçlendiren somut güvenlik tehditleri olarak değerlendiriliyor. Tayvan, kendisini........
