Vasiyetin ardında: Mülkiyet, mahremiyet ve romantikleştirilen aşk
Ölüm yalnızca bir hayatı bitirmiyor; bazen o hayat boyunca konuşulmamış ne varsa geride kalanın önüne bırakıyor. Bir vasiyet açılıyor, kimin neyi kime bıraktığı öğreniliyor ve birkaç cümleden büyük bir aşk hikâyesi kuruluyor: Ne büyük sevgi, ne büyük sadakat, ne incelikli bir veda… Oysa aynı kâğıdın diğer tarafındaki insan için ne anlama geldiğini bilmiyoruz. Vasiyet kuşkusuz bir iradedir; sevginin, bağlılığın, sorumluluğun ifadesi de olabilir. Ama doğasında tuhaf bir gecikme vardır: Sözü söyleyen artık orada değildir, sözün ağırlığı ise yaşamaya devam edene kalmıştır. Belki bir armağandır, belki cevap verilemeyecek bir sorunun başlangıcı: Neden şimdi? Neden yaşarken değil?
Bir de şöhretin yarattığı büyü var. Aynı vasiyeti, aynı yirmi yedi yıllık ilişkinin ardından, hiç tanımadığımız sıradan bir erkek bırakmış olsaydı acaba aynı heyecanla “büyük aşk” diye anlatır mıydık? Yoksa bizi etkileyen biraz da vasiyetin arkasındaki çok ünlü, çok yakışıklı, kuşakların hafızasında yer etmiş erkek imgesi mi? Bazen bir davranışı romantikleştiren, davranışın kendisinden çok onu kimin yaptığıdır. Şöhret, sıradan bir insanın hayatında sorgulayacağımız bir tercihi, ünlü bir erkeğin hikâyesinde efsanenin son sahnesine dönüştürebiliyor.
Üstelik hayatı boyunca eşine, sevgilisine, çocuklarına bakan; kazandığını evine veren, biriktirdiğini ailesiyle paylaşan, hastalıkta bakım veren, kendi zamanından ve hayatından vazgeçen milyonlarca kadının hikâyesini neredeyse hiç anlatmıyoruz. Bir kadın yıllarca çalışıp sahip olduklarını sevdiği insana bıraktığında bundan büyük bir aşk destanı çıkarmıyoruz. Çünkü kadının vermesini olağan, hatta doğal kabul ediyoruz. Erkeğin verdiği şey jest oluyor; kadının verdiği ömür ise görünmez emek. Belki de kadın emeğinin değersizleştirilmesi tam olarak burada başlıyor: Kadın verdiğinde görevini yapmış sayılıyor, erkek verdiğinde aşkın kahramanına dönüşüyor.
Ama bütün bu tartışmanın içinde beni asıl düşündüren başka bir şey var: Evlenmemiş olmak ve çocuk sahibi olmamak.
Çünkü kadın evlenmiş, çocuk doğurmuş olsaydı, karşısındaki insan dünyanın en büyük........
