Rövanşla geçen yüzyıl, barışla kurulacak cumhuriyet
Bir ismin etrafında kırk yıl boyunca büyüyen hüküm ile yüz yıllık Cumhuriyet’in kendi gölgesi bugün aynı soruda buluşuyor: Bütün bu ağır hafızaya rağmen, eşit yurttaşlar olarak ortak bir Cumhuriyet fikrinde buluşabilecek miyiz?
Abdullah Öcalan bu sorunun dışında değil, tam ortasında duran isimlerden biri.
Bir insan hakkında medya, siyaset ve devletin dili yıllar boyunca hükmünü vermişse, bir süre sonra onu tanıdığımızı sanırız. Oysa çoğu zaman bildiğimiz kişi değil, hakkında kurulmuş hükümdür.
Düşmanlaştırılmış, değersizleştirilmiş birini merak etmeyiz. Ne okuduğunu, ne düşündüğünü, düşüncesinin yıllar içinde nasıl değiştiğini, dünyayı nasıl yorumladığını öğrenme ihtiyacı da duymayız.
Öcalan konusunda Türkiye’nin uzun yıllar yaşadığı biraz da budur.
Öcalan hakkında çok şey söylendi; Öcalan çok az tanındı.
Onu tanımak için yalnız bugünkü sözlerine değil, onu ve Kürt hareketini ortaya çıkaran Türkiye’ye de bakmak gerekir. Çünkü hiçbir siyasal hareket boşlukta doğmaz.
Cumhuriyet’in ilk döneminden itibaren Kürt meselesi büyük ölçüde güvenlik ve merkezileşme üzerinden ele alındı. Şark Islahat Planı, zorunlu iskân ve sürgün politikaları, dil ve kimlik üzerindeki baskılar birbirinden kopuk hadiseler değildi. Mustafa Muğlalı vakasında 33 köylünün yargısız infazı, güvenlik gerekçesiyle hukukun nasıl askıya alınabildiğinin en ağır örneklerinden biri olarak hafızaya kazındı.
Kürt hareketinin ortaya çıkacağı toplumsal ve siyasal zemin bu tarihten bağımsız değildi.
Devlet politikalarının yanı sıra 1960’ların ve 70’lerin Türkiye solu, dünyadaki sömürgecilik karşıtı hareketler, ulusal kurtuluş mücadeleleri, yükselen Kürt kimlik bilinci ve bölgedeki Kürt hareketleri de yeni kuşağın düşünce dünyasını biçimlendirdi.
Öcalan bu çağın içinden çıktı.
1970’lerin dünyasında ulusal kurtuluş ve bağımsız devlet fikri güçlü bir siyasal ufuktu. Cezayir’den Vietnam’a kadar bağımsızlık mücadeleleri bir kuşağın siyasal sözlüğünü belirliyordu. Devrim, sosyalizm ve ulusal kurtuluş yalnız Kürt gençlerinin değil, dönemin geniş siyasal kuşaklarının ortak kavramlarıydı.
Öcalan’ın ilk siyasal düşüncesini tanımak için önce bu dünyayı bilmek gerekir.
Onu bugün hâlâ önemli bir siyasal figür yapan şey ise yalnız bu çağın içinden çıkmış olması değildir.
O çağın içinde kalmamış olmasıdır.
Soğuk Savaş sona erdi. Sovyetler Birliği dağıldı. Ulusal kurtuluş mücadelelerinin dünyası değişti. Devlet, egemenlik, kimlik ve yurttaşlık yeniden tartışılmaya başlandı. Yerel demokrasi, çoğulculuk, kadın özgürlüğü ve ekoloji yeni siyasal arayışların önemli kavramları haline geldi.
Öcalan’ın düşünsel serüvenindeki dikkat çekici taraf, değişen dünyaya eski dünyanın kavramlarıyla bakmakta ısrar etmemesidir.
Türkiye’de Öcalan’ın en az tanınan taraflarından biri de budur.
Okuyan, tartışan, kavram üreten ve kendi düşüncesini yeniden kuran bir siyasal figürden söz ediyoruz. Üstelik bu düşünsel dönüşüm yalnız Kürt siyasetinin kendi çevresinde konuşulan bir mesele de değildir.
Burada Türkiye entelijansiyasının tarihsel bir çelişkisi de var.
Türk entelijansiyası dünyanın hemen her siyasal hareketini merak etti. Latin Amerika devrimlerini, Vietnam’ı, Filistin’i, Avrupa’nın öğrenci hareketlerini, Sovyet sosyalizmini, Çin’i, Küba’yı okudu; liderlerini, teorisyenlerini, kırılmalarını tartıştı. Kendi ülkesinde yarım yüzyıla damgasını vuran Kürt hareketini ve onun kurucu aktörünün ne düşündüğünü ise aynı entelektüel merakla tanımaya çok daha az yanaştı.
Belki asıl tuhaflık burada.
Binlerce kilometre ötedeki bir siyasal hareketi tarihsel koşulları içinde okumayı entelektüel bir sorumluluk sayarken, yanı başımızdaki hareketi çoğu zaman medya, siyaset ve devletin çoktan hüküm vermiş dili içerisinden tanıdık.
Öcalan hakkında çok konuşuldu; fakat Öcalan’ın ne okuduğu, hangi düşünsel kaynaklardan etkilendiği, hangi kavramları neden terk ettiği ve yerine ne koyduğu çok daha az merak edildi.
Cambridge bunun çarpıcı karşı örneklerinden biri.
Cambridge Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde Abdullah Öcalan ve Kürt hareketi doğrudan akademik seminerlerin konusu oldu. Üniversitenin araştırma yayınlarında Rojava incelenirken Öcalan’ın demokratik konfederalizm düşüncesi; yerel ve katılımcı demokrasi, devlet sınırlarını aşan siyasal örgütlenme ve toplumsal dönüşüm bakımından tartışıldı. Cambridge University Press tarafından yayımlanan akademik çalışmalarda ise Öcalan’ın 1999 sonrasında Kürt hareketinde yarattığı ideolojik dönüşüm, demokratik konfederalizm, kadın özgürlüğü ve devlet dışı siyasal örgütlenme fikri araştırma konusu haline geldi.
Yani dünyanın önemli akademik merkezlerinden birinde Öcalan yalnız çatışmanın bir aktörü olarak değil, fikir üreten ve bir siyasal hareketin paradigmasını dönüştüren aktör olarak da inceleniyor.
Burada önemli bir ayrım var.
Akademinin Öcalan’ı........
