menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İnkârın hafızası

23 0
07.10.2026

İnsan babasının suçunu inkâr ederek ondan kurtulamaz; bazen tam da inkâr ettiği yerde onun mirasçısına dönüşür.

Devletler de kendilerinden önce kurulmuş korkuların, suskunlukların ve inkârların çocuklarıysa, tarih yalnızca geride bıraktıkları değil, içlerinde taşımaya devam ettikleri şeydir.

Karamazov Kardeşler tam da bunun romanıdır. Baba ölür, fakat kurduğu dünya ölmez. Çocuklarının öfkesine, suçluluğuna, vicdanına dağılır. Hiçbiri geçmişin dışında değildir; her biri kendinden önce kurulmuş bir dünyanın içinden konuşur.

Devletlerin hafızasını anlamanın yollarından biri de belki buradan geçer.

Bir devlet yalnızca yasalarını ve kurumlarını devralmaz. Korkularını, suskunluklarını, tehdit algılarını da devralır. Zaman değişir, aktörler değişir; fakat geçmişin ürettiği refleks, kendisini yeni zamanın içinde yeniden kurabilir.

Devletin en uzun ömürlü olanı, kurumlarından önce hafızasıdır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin yüz yılı aşan hikâyesine biraz da buradan bakmak gerekiyor.

Çünkü inkâr unutmak değildir. Unutamadığınız bir şeyi sürekli olarak hatırlamamak zorunda kalmaktır. Bu nedenle inkârın da bir hafızası vardır.

Kürt meselesinde bu hafızanın izleri derindir. Kürt kimliğinin, dilinin ve siyasal taleplerinin farklı dönemlerde baskı ve sınırlamalarla karşılaşması, zamanla devletin güvenlik kaygılarıyla iç içe geçti. Kurucu siyasal anlatının dışında kalan hafıza ise yalnızca başka bir hikâye değil, zaman zaman o anlatının kendisine yöneltilmiş bir soru olarak görüldü.

Fakat cevaplanmayan sorular kaybolmaz.

Çocuğuna dilini aktaramayan annenin sessizliğinde, adı değiştirilmiş bir yerde, anlatılmayan bir aile hikâyesinde, cezaevinde, sürgünde, mezarda yaşamaya devam eder.

Karamazovların babadan kalan mirası gibi, devletlerin çözülememiş geçmişi de kuşaktan........

© İlke TV