Fon krizinin anatomisi: Risk, müdahale ve tasfiye
İktisatçı, akademik çalışmalarla meşgul kardeşime bu fon meselesi üzerine peş peşe sorular sordum. Yetinmedim; Avrupa’nın büyük bankalarından birinde uluslararası ticaret ve şirket yönetimi alanında çalışan yeğenime de aynı soruları yönelttim.
Bu fonlar nasıl bu kadar büyüdü? Risk ne zaman fark edildi? Fark edildiyse neden daha erken ve daha sert müdahale edilmedi? Böyle bir müdahalenin piyasa üzerindeki muhtemel sonuçları ne olurdu?
Aldığım cevapları tarihler, rakamlar ve alınan kararlarla karşılaştırdım. Ardından yakın tarihte dünyada yaşanan benzer fon krizlerine baktım: İngiltere’de Woodford, Fransa’da H2O, Güney Kore’de Lime ve Optimus.
Ben iktisatçı değilim. Bu nedenle burada bir iktisat teorisi kurmaya değil, kamuya açıklanan veriler ve kararların kronolojisi üzerinden bazı sorular sormaya çalışıyorum.
Meseleyi iktidarı savunmak ya da suçlamak üzerinden değil, daha basit bir ölçütle ele almak gerektiğini düşünüyorum:
Risk ne zaman görüldü, ne yapıldı ve yapılan müdahaleler riski azaltabildi mi?
Sorun ne zaman görüldü?
SPK’nın açıkladığı kronolojiye göre sorun Eylül 2026’da birdenbire ortaya çıkmadı. Bazı fonların özellikle fiili dolaşımı düşük hisselerde yoğunlaştığı ve bu hisselerde şirketlerin temel finansal büyüklükleriyle açıklanması güç fiyat hareketleri yaşandığı 2025’in son çeyreğinde gözlemlendi.
2 Aralık 2025’te konu Finansal İstikrar Komitesi’nin gündemine geldi.
3 Aralık’ta SPK bünyesinde çalışma grubu oluşturuldu.
18 Aralık’ta nitelikli yatırımcı olabilmek için gerekli finansal varlık tutarı 1 milyon liradan 10 milyon liraya çıkarıldı.
Ardından Borsa İstanbul ve Takasbank’ın da dahil olduğu çalışmalar yürütüldü. Düzenleme taslağı Ocak 2026’da Hazine ve Maliye Bakanlığı’na sunuldu, Şubat ayında sektörün görüşüne açıldı. Haziran ve Temmuz aylarında TEFAS’ın takas yapısında ve bazı fonların değerleme yöntemlerinde değişikliklere gidildi.
28 Ağustos 2026’da ise daha kapsamlı düzenlemeler yürürlüğe girdi.
Bu kronoloji önemli bir ayrım yapmayı gerektiriyor. “Sorun biliniyordu ve hiçbir şey yapılmadı” demek verilerle tam olarak örtüşmüyor.
Müdahale var. Fakat müdahalenin varlığı, onun zamanında, yeterli ve etkili olduğu anlamına da gelmiyor.
Asıl incelenmesi gereken nokta burada başlıyor. Kademeli müdahale neden tercih edilmiş olabilir?
Finansal krizlerde düzenleyici kurumların önünde zor bir denklem vardır.
Düşük likiditeli hisselerde büyük pozisyon taşıyan fonları kısa sürede satışa........
