Daha kaç ömür?
Ne kadar uzun zaman olmuş… Ne çok yas biriktirmişiz, tutmaya bile vakit bulamadan. İçimizde kim bilir kaç yarım kalmış ömür, kaç ertelenmiş bahar, kaç kez yeniden başlamaya niyetlenmiş hayat var.
Ne çok beklemişiz. Bir kapının açılmasını, bir sesin dönmesini, bir sabahın başka türlü doğmasını… Yorulmuşuz. Ama bütün bu yorgunluğun içinde, yaşamaktan vazgeçmeyen bir yanımız kalmış.
Bir kuşak yasını tutamadan öteki büyümüş. Acılar kadar bekleyişler de devredilmiş. Ve biz, bir gün kendi hayatımızı yaşayabileceğimiz umudunu hâlâ içimizde taşıyoruz.
Öldürülenler, asılanlar, sürgünde hasretle ölenler, yaşıyor gibiyken cezaevlerinde ömür tüketenler… Ve geride kalanlar. Dönecek birini beklerken yaşlananlar, hiç gelmeyecek bir kavuşmanın ihtimaliyle yaşayanlar.
Ne kadar çok anacak insanımız, ne kadar bitmeyen çilemiz var.
Bir kuşaktan diğerine yalnızca hatıralar değil, tutulamamış yaslar da devredilmiş. Birinin gençliği diğerinin çocukluğuna, birinin yarım kalmış hayatı ötekinin geleceğine karışmış. Bazılarımız yaşlanmış, bazılarımız hiç yaşlanamamış. Kimimiz kendi ömrünü yaşarken kimimiz başkalarının yaşayamadığı yılların ağırlığını taşımış.
Kaç çentik atılmış bu coğrafyanın hafızasına? Kaçı tekrar tekrar yazılmış,........
