menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Barışın grameri

38 0
18.07.2026

Bu topraklarda hiçbir kuşak yalnızca kendi hikâyesini yaşamadı. Her nesil, kendinden önceki suskunlukların, yarım kalmış yüzleşmelerin, ertelenmiş adaletin ve bitmeyen yasların mirasını devraldı. Kimi zaman bir ağıt, kimi zaman sürgün, kimi zaman faili meçhul bir sessizlik, kimi zaman da adı konulamayan bir korku dolaştı bu ülkenin hafızasında. Bu yüzden Türkiye’de barış üzerine konuşmak yalnızca siyasetten söz etmek değildir; hafızadan, vicdandan ve birlikte yaşamanın ahlakından söz etmektir.

Anadolu ve Mezopotamya… İnsanlık tarihinin en kadim hafıza coğrafyalarından ikisi. Binlerce yıldır farklı dillerin aynı rüzgâra karıştığı, farklı inançların aynı gökyüzüne baktığı, farklı kültürlerin aynı nehirlerden su içtiği iki büyük medeniyet havzası. Aynı dağların gölgesinde büyüyen, aynı türkülere hüzün katan, aynı toprağa umut veren ve acı eken halklar, yüzyıllar boyunca birlikte yaşamanın da birbirine yabancılaşmanın da hikâyesini yazdı. Bugün barış üzerine konuşmak, yalnızca bugünü değil; bu ortak hafızayı ve ortak geleceği konuşmaktır.

Cumhuriyetin yüz yıllık tarihinde yaşanan isyanlar, darbeler, zorunlu göçler, köy boşaltmaları, faili meçhuller ve siyasal şiddet yalnızca hayatları değil; birbirimize duyduğumuz güveni de yaraladı. Her kuşak, kendinden öncekinden biraz daha fazla acı, biraz daha fazla suskunluk devraldı. Bugün önümüzde duran asıl soru geçmişi nasıl hatırlayacağımız değil, geleceği nasıl birlikte kuracağımızdır.

Çünkü savaş yalnızca toprağı değil, dili de işgal eder.

Önce kelimeler sertleşir. İnsanlar birbirlerine isimleriyle değil, kimlikleriyle seslenmeye başlar. Herkes kendi acısını mutlaklaştırırken başkasının acısını görünmez kılar. Hakikat parçalanır; geriye yalnızca birbirine bağıran hafızalar kalır. Oysa hiçbir toplum yalnızca kendi hikâyesini anlatarak barışa ulaşamaz. Barış, birbirinin hikâyesini dinleyebilen insanların kurduğu ortak cümledir.

İşte bu yüzden barışın da bir grameri vardır.

Barışın gramerinde zaferin yerini birlikte yaşamak, inkârın yerini hakikat, üstünlüğün yerini eşit yurttaşlık, korkunun yerini güven alır. Çünkü dil değişmeden kader değişmez. Kurduğumuz her cümle ya geleceğe uzanan bir köprü kurar ya da geçmişin duvarlarını biraz daha yükseltir.

Barış, kazananların yazdığı bir son değildir. Barış; hiç kimsenin gerçekten kazanmadığını, herkesin biraz eksildiğini anlayabilenlerin yeni kayıpları durdurmak için yaptığı ortak ahlaki tercihtir. Savaşın sonunda geriye zafer değil; annelerin boş kalan sofraları, çocukların yarım kalan çocukluğu ve toprağın altında aynı sessizliği paylaşan insanlar kalır. Bu yüzden barış, yenilmişlerin teslimiyeti değil; yenilgilerin devam etmesini reddedenlerin cesaretidir.

Türkiye, yakın tarihinde barış için cesur adımlar atmayı da, o adımları korkularıyla yarıda bırakmayı da yaşadı. Açılan kapılar kadar kapanan........

© İlke TV