menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bin kilometrelik yolun ilk adımı

12 0
tuesday

Öcalan’ın 2 Ağustos 2026 tarihinde DEM Parti İmralı Heyeti aracılığıyla kamuoyuna aktarılan mesajı, sıradan bir siyasi açıklama olmaktan öte, Türkiye’nin yüzyıllık bir sorununu ve cumhuriyetin kendi kendini yenileme imkânını felsefi bir dilde yeniden çerçeveleyen bir metindir. “Bin kilometrelik yol bir adımla başlar” özdeyişiyle açılan bu bildiri, hem güncel siyasetin pragmatik gerilimlerini hem de siyaset felsefesinin klasik sorularını –meşruiyet, kurucu eylem, barışın niteliği ve ortak yaşamın imkânı– bir araya getirir.

Metnin en çarpıcı iddiası, çıkarılacak çerçeve yasayı “en az Cumhuriyet’in kuruluşu kadar önemli olacak bir demokratikleşme sürecinin başlangıcı” olarak tanımlamasıdır. Burada Hannah Arendt’in “kurucu eylem” kavramı belirleyici bir anahtar işlevindedir. Arendt’e göre siyasal özgürlük, yalnızca mevcut düzen içinde hareket etmekle değil, yeni bir ortak dünyanın kurulmasıyla ortaya çıkar. 1923, Türk siyasal düşüncesinde böyle bir kurucu an olarak anılır: büyük emek, fedakârlık ve irade ile yeni bir siyasal formun inşası. Öcalan, bu anı inkâr etmek yerine onu “Demokratik Cumhuriyet” yönünde tamamlamayı önerir. Böylece cumhuriyet, tamamlanmış bir miras olmaktan çıkıp, hâlâ sürmekte olan bir proje hâline gelir.

Bu yaklaşım, cumhuriyetçi gelenek içinde Rousseau’nun siyasal topluluğu ortak irade etrafında yeniden kurma fikriyle Arendt’in kurucu eylem anlayışı arasında bir yerde durur. Rousseau açısından siyasal meşruiyet, yalnızca devletin varlığından değil, yurttaşların ortak yararı gözeten genel iradeyi oluşturabilmelerinden doğar. Bu nedenle cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçimi değil, yurttaşların ortak yaşamı birlikte kurdukları sürekli bir siyasal pratiktir. Metnin “86 milyon için yapılacak büyük bir hizmet” ve “herkesin sorumluluk üstlenmesi”çağrıları da çözümü belirli bir grubun talebinden ziyade ortak siyasal iradenin yeniden inşası olarak çerçevelemektedir. Bununla birlikte metin, bu yeniden kuruluşu devrimci bir kopuş üzerinden değil, mevcut anayasal ve parlamenter çerçeve içinde ilerleyen kademeli bir demokratikleşme süreci olarak tasavvur etmektedir.

Lao Tzu’nun “bin kilometrelik yol bir adımla başlar” sözü, bu kademeliliği hem retorik hem de felsefi olarak temellendirir. Büyük tarihsel dönüşümler, tek bir yasa veya tek bir karar anıyla değil, doğru atılan adımların birikimiyle gerçekleşir.

Ancak Arendt açısından bu birikim, yalnızca tedrici ilerlemeyi değil, insanın siyasal alanda yeni bir başlangıç yapabilme kapasitesini de ifade eder. Arendt’in “natality” kavramı, her kurucu eylemin geçmişi bütünüyle reddetmeden yeni bir ortak dünya yaratma imkânına dayandığını vurgular. Bu bakımdan “bin kilometrelik yolun ilk adımı”, yalnızca bir ilerleme çağrısı değil, ortak siyasal yaşamı yeniden kurmaya yönelik kurucu bir iradenin sembolü olarak da okunabilir. Cumhuriyet böylece tamamlanmış bir tarihsel miras olmaktan ziyade, her kuşağın ortak eylemiyle yeniden üretilen yaşayan bir siyasal proje hâline gelir.

Ancak siyasal başlangıcın kalıcılığı yalnızca yeni kurumların kurulmasına değil, bu kurumların adil ve kapsayıcı bir barış düzeni üretebilmesine de bağlıdır. Bu noktada Johan Galtung’un Galtung’un klasik ayrımı bu noktada aydınlatıcıdır. Silahların susması “negatif barış”tır; yani doğrudan şiddetin sona ermesi. Metin ise bunun ötesine geçerek “demokratik hukukun gelişmesi”, “ekonomik olanakların büyümesi” ve “toplumun örgütlülüğüyle tarihsel bir çıkış” gibi unsurlarla “pozitif barış”ı –yapısal adaletin ve eşit katılımın inşasını– hedefler. Yasa, bu geçişin “anahtarı” olarak sunulur; kapıyı aralar, ancak kapıdan geçmek toplumun ve siyasetin ortak........

© İlke TV