Barzani’nin son bir buçuk ayı
Ketum, sır saklama olarak tanımlanır. Sır saklayan kimseler erdemlidir, pek çok şey bilirler; bildiklerini saklamayı, ne zaman bu bilgiyi ifade edecekleri konusunda mahirdirler.
Sır bağlamında tapınaklar da dikkatimizi çeker, buralar bize susmayı öğretirler, buralara bir şeyler söyleriz, biz ve oralar; biz ve sevdiğimiz kimseler arasında bir susma hali de vardır, yalnızca ikimiz, sustuğumuzda, ne konuştuğumuzu biliriz, hele âşık olduğumuz kimselerle suskunluk sözlüğüyle konuşuruz, kelime bile anlamını kaybeder. Hegel bu konuda (tek bir harfi kast ederek) şunu söyler, insanlar ne konuştuklarını bir bilseler… Çünkü bize bir şey (sır, söz, eylem) emanet edilmiştir ve bu emanet edilen, dile getirildiğinde tek şey bozulur: Sadakat. Buradan güven yitimi, buradan kendi olmaktan çıkmak, buradan artık rol yapmak başlar.
Sadık olmayan kimselere itimat edilmez, söylediklerinin, düşündüklerinin efendisi değiller; ne iradeleri vardır ne benlikleri, itimadın yerini imtiyazları almıştır ve her bir şeyleri günü birliktir…
Bugün Kürtlerin, demokratların, sahici sosyalistlerin tek bir gündemi vardır ve bu gündem Rojava’dır; bunun dışında soru soranlar, yanıt verenler sözden, sırdan haberleri olmayan çiğ kimselerdir ve tek bir karşılıkları vardır, meseleyi sömürme; tek bir dertleri vardır, biraz daha görünür olma. Bugün ölçü Rojava’dır. Burayla ilgili olan insan erdemli, kararlı ve cesurdur; kendine inanıyordur, iradesine güveniyordur, nefsine de hâkimdir. Mesud Barzani buradan dikkatimi çeker. Barzani bir buçuk aydır, yakından takip ettiğim biridir, bir kum tanesinde bir deryayı taşır kadar da ketumdur. Ben onu on yedi yaşımda gördüm, kirli sakalları ve uykusuz gözleriyle gördüm, bir dağ gibi sessizdi, bir göl gibi durgun. Ketumu ilk o zaman fark ettim, dünya çökmüştü üzerine…
Yıllar sonra bildim nerden geliyor bu ketumluk? Babası olabilir miydi, değil, ama ihtimal, ninesi olmalıdır, babası hiç hatırlamıyor, ninesi ise hiç unutmuyor… Babası ilk anne sütünü hapishanede tadıyor, iki yıl, Diyarbakır Cezaevi’nde kalıyor, bebek… Sonra, üç yaşında Musul Hapishanesi… Bu anne, oğlunun darağacında cesedine bakıyor ve Mesud’un babası, ağabeyi asılırken konuşmayı unutuyor, dili tutuluyor. İşte, böyle bir bilgiden geliyor Mesud, böyle bir ketumluktan şimdi irfan diye bir şey varsa, o da, oradan dökülüyor…
Barzani’yi referandum sırasında gördük, kimi konuşmalar yapıyordu; Melaye Cizirî’den, Ehmedê Xanî’ye kadar pek çok Kürt şairinin şiirlerini okuyordu. Bu onun lider hali değildi; bu onun ketum halinin, dile gelme biçimiydi, lider olan halktı ve o da halka bağlılığını şiir üzerinden dile getiriyordu. Nereye gittiğini, nasıl varacağını şairler ona söylemişlerdi ve o da bunun bir bileniydi; bildirmiyordu, buyurmuyordu, bir sır vardı ve o da bu sırrı bulduruyordu, bu kadardı…
Barzani, son bir buçuk ayda da yine bu haldeydi; buldurma hali. Yoğun bir diplomatik ve siyasi faaliyet içindeydi. Bir yanda Rojava, diğer yandan kaderi Rojava’yla bitişik olan Irak’ın iç ve dış siyaseti. Kürtler, yine bir 1975 hali içindeydi, Kürtlere yine bir Halepçe yaşatılacaktı, bu kesindi… Öcalan’ın “güvenlik” dediğine, Barzani “Kürtlerin korunması” diyordu. Çünkü İŞİD’e karşı savaşırken Kürtler iyiydi; Avrupa’daki film şirketleri bile dizi filmler yapmak için sıraya girmişlerdi ama şimdi, bir savaşın ayak sesleri geliyordu; Kürtler, yine kapısız, yine penceresizlerdi. Türkiye’nin (ihtimal) gelecekteki iktidarı CHP bile sınır komşusunun cihadistler olmasından hiç gocunmuyordu, gocunsa da bunu dile getirmiyordu. Kürtler sayıları azda olsa diğer halkların devrimcileri bir şeyler yapıyorlardı… Azımsanacak bir şey değildi ama yeterli de değildi…
Barzani, Ocak 2026’dan itibaren yoğun bir diplomasi yürüttü; Mazlum Abdi’yle görüştü. Onunla sıkça, bazen yüz yüze, bazen telefonla görüştü. Cihadist gurupların birleştiği HTŞ’nin lideri Colani’yle de bu görüştü. Colani Türkiye, Amerika ve Avrupa’nın şans verdiği biriydi, bir bağ değildi, Kürtlere atılmış yeni bir ağdı. Barzani, bu ağı sükûnetle kıyıya çekebilecek miydi? Arada kim olduğu, ne olduğu bilinmeyen biri........
