Ne zaman ‘yeter’ demeyi unuttuk?
Bir şey ne zaman fazla olur?
Yemek, para, çalışma, cinsellik, sevgi, öfke, inanç, başarı… Bunların hangi noktada “yeterli” olmaktan çıkıp “aşırı” hale geldiğine kim karar verir? Başkasına bakıp “Bu kadarı da fazla” dediğimizde gerçekten onun sınırlarını mı görüyoruz yoksa kendi ölçümüzü mü ortaya koyuyoruz?
İngiliz psikanalist ve deneme yazarı Adam Phillips, Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan Aşırılık Üzerine Beş Kısa Sohbet adlı kitabında okuru tam da bu soruların içine bırakıyor. Özgün adı On Balance olan, Aydın Çavdar’ın Türkçeye çevirdiği kitap, 2026 yılında Ayrıntı Yayınları’nın Lacivert Kitaplar dizisinden yayımlandı.
Adına bakıp daha ölçülü yaşamanın yollarını anlatan bir psikoloji kitabı bekleyenler yanılabilir. Phillips, aşırılığı ortadan kaldırılması gereken bir kusur olarak ele almıyor. Daha temel bir yerden soruyor: Bir davranışa “aşırı” dediğimizde neyi normal kabul etmiş oluyoruz?
Çünkü “fazla” diyebilmek için “yeterli”nin nerede bittiğini bildiğimizi varsaymamız gerekir.
Phillips çağımızın aşırılıklarla kuşatıldığını söylüyor: aşırı zenginlik ve yoksulluk, açgözlülük, şiddet, cinsellik, dini inanç… Fakat onun ilgilendiği yalnızca bu taşkınlıkların kendisi değil. Başkalarının aşırılıkları karşısında bizim ne yaptığımıza da bakıyor. Phillips’in ifadesiyle “aşırılık bulaşıcıdır.” Aşırı bulduğumuz şeye biz de öfkeyle, tiksintiyle, korkuyla ya da cezalandırma arzusuyla karşılık verebiliriz.
Böyle bakıldığında aşırılık yalnızca karşımızdakini anlatmaz. Bizim sınırlarımızı da açığa çıkarır.
Başkasının fanatizmini görmek kolay, kendi kesinliklerimizi görmek zordur. Başkasının açgözlülüğü gözümüze batar ama kendi doymak bilmezliğimizi aynı açıklıkla fark etmeyiz. Birinin öfkesini “ölçüsüz” bulurken o öfkeye verdiğimiz tepkinin ölçüsünü pek sorgulamayız.
Hayatımızın en önemli deneyimlerinin çoğunu kesin bir ölçüye vurmak zaten mümkün değildir. Aşkın kilosu yoktur. Kederin metresi, inancın litresi, öfkenin santimetresi yoktur. Buna rağmen insanı sürekli “çok fazla” ve “çok az” arasında değerlendiriyoruz. Phillips’in kitabının huzursuz edici taraflarından biri de burada: Bize başkalarının aşırılıklarını göstermekten çok, onları hangi ölçüyle yargıladığımızı düşündürüyor.
‘Yeter’ nerede başlar?
Kitabın “Yeter Artık Dediğimiz Nokta” bölümü bu soruyu başka bir yerden açıyor.
Phillips, Thomas Mann’ın çocukluğundan aktarılan bir hikâyeye başvuruyor. Mann’ın babası çocuklarını bir pastaneye götürüyor ve istedikleri kadar kremalı çörek ve rulo yemelerine izin veriyor. Çocukların sınırsız sandıkları iştahlarının aslında bir sınırı olduğu çok geçmeden ortaya çıkıyor.
İlk bakışta basit bir ders: İnsan sonunda doyar. Fakat Phillips’in ilgilendiği asıl mesele doymak değil; bir şeyi istiyorsak neden daha fazlasını istediğimiz.
İşte burada açgözlülük, ahlaki bir kusur olmaktan çıkıp daha karmaşık bir insanlık durumuna dönüşüyor. Phillips, daha fazlasını istemenin ardında kaybetme korkusunun, bağımlı olma endişesinin ve seçim yapmanın güçlüğünün bulunabileceğini tartışıyor. Çünkü seçmek yalnızca bir şeyi almak değildir; başka şeylerden vazgeçmeyi de kabul etmektir.
Her şeyi istemek bu durumda yalnızca doyumsuzluk değildir. Belki de vazgeçememektir ve insan her şeyi istediğinde, neyi gerçekten istediği sorusu giderek belirsizleşir.
Phillips’in aşırılıkla yoksunluk arasında kurduğu ilişki tam da bu nedenle önemli. Çok fazla istemek, her zaman çok fazla ihtiyacımız olduğu anlamına gelmeyebilir. Bazen fazlalığın kendisi bir eksikliğin çevresinde oluşur.
Bu düşünce, “daha fazla” üzerine kurulu bir hayat anlayışını ister istemez sorgulatıyor. Daha çok çalışmak, daha çok kazanmak, daha çok biriktirmek, daha çok tüketmek… Miktar arttığı halde eksiklik duygusu değişmiyorsa belki de sorun miktarda değildir.
İhtiyacımız olmayan bir şeyin daha fazlası, ihtiyacımız olan şeyi bize vermez.
Phillips’in kitabında hüsran önemli bir yerde duruyor.
Genellikle hüsranı ortadan kaldırılması gereken kötü bir deneyim olarak görürüz. İstediğimiz olmadığında üzülür, mümkünse bu duygudan hızla kurtulmaya çalışırız. Phillips ise hüsranın arzuyla........
