menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yanan ormanlar değil, bir yaşam rejimi

9 0
05.08.2026

Türkiye yine duman altında. Yaz ayları artık deniz ve tatilden çok, alevlerin gölgesinde geçiyor. Her yangından sonra aynı tartışmalar yeniden başlıyor: Kaç uçak vardı? Müdahale neden gecikti? Kim sorumlu?

Türkiye’de orman yangınları hâlâ büyük ölçüde afet başlığı altında konuşuluyor. Oysa yaşadığımız şey bir afet değil, giderek normalleştirilen bir ekolojik çöküş. İklim krizi bu çöküşün en görünür yüzü. Arkasında ise çok daha eski ve çok daha tanıdık bir hikâye var: Doğanın sınırsız bir hammadde deposu olarak görülmesi.

Bilim insanları uzun zamandır Akdeniz Havzası’nın iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek bölgelerden biri olduğunu söylüyor. Artan sıcaklıklar, uzayan kuraklık dönemleri, düşen toprak nemi ve şiddetlenen sıcak hava dalgaları yangın mevsimini uzatıyor, yangınların daha büyük alanlara yayılmasına neden oluyor. İklim değişikliği yangınların tek nedeni değil; ancak yangınların davranışını kökten değiştiren en önemli etkenlerden biri haline gelmiş durumda.

Ancak iklim krizine işaret etmek tek başına yeterli değildir. Aynı sıcaklıkları yaşayan her orman aynı şekilde yanmıyor. Asıl belirleyici olan, ekosistemlerin ne kadar sağlıklı olduğudur.

Türkiye’de ormanlar uzun yıllardır yalnızca yangınlarla değil; maden ruhsatları, taş ocakları, enerji yatırımları, otoyollar, turizm projeleri ve plansız yapılaşma baskısıyla parçalanıyor. Parçalanan ekosistemler biyolojik çeşitliliğini kaybediyor; su döngüsü bozuluyor; ormanlar yangınlara karşı daha savunmasız hale geliyor.

Ormanı yalnızca ağaçlardan ibaret görmek en büyük yanılgıdır. Orman, toprağın altındaki mantar ağlarından böceklere, kuşlardan memelilere, su kaynaklarından mikroorganizmalara kadar milyonlarca canlıyı birbirine bağlayan yaşayan bir bütündür. Yangın yalnızca ağaçları değil, bu yaşam ağını........

© İlke TV