Avrupa’nın çöpü Adana’da
Pembe bir Barbie çantası, çamura yarı gömülmüş halde duruyordu. Bir zamanlar bir çocuğun sırtında taşınmış, sonra Avrupa’da bir çöp kutusuna bırakılmıştı. Şimdi Adana’da, parçalanmış dondurma ambalajlarının, yabancı dilde market etiketlerinin, oyuncak kırıklarının, tekstil parçalarının arasında yatıyor.
Geçtiğimiz günlerde Halkların İklim Zirvesi delegasyonu olarak, Çukurova Ekoloji Hafıza Derneği’nin eşliğinde yaptığımız ziyarette gördüğümüz şey, gelişigüzel bırakılmış birkaç çöp yığını değildi. Küresel bir ticaret düzeninin yere saçılmış belgeleriydi. Ambalajın üzerindeki dil, ürünün nerede tüketildiğini; çevresindeki yanık izleri, nerede ve kimin pahasına “bertaraf edildiğini” anlatıyordu. Avrupa’nın temiz sokakları ile Adana’nın plastik yığınları arasında konteynerler, şirketler, aracılar, gümrük kodları ve çevre izinleriyle kurulmuş bir hat var.
Bu hat giderek daha da görünür hale geliyor. Eurostat’ın öncü verilerine dayanan 2026 tarihli değerlendirmelere göre Avrupa Birliği’nden Türkiye’ye gönderilen plastik atık 2025’te yüzde 19 artarak 503 bin tona ulaştı. Bu, bugüne kadarki en yüksek seviye ve AB’nin üçüncü ülkelere gönderdiği plastik atığın yaklaşık üçte biri demek. Türkiye bir kez daha Avrupa Birliği’nin açık ara en büyük plastik atık alıcısı oldu.
Bu tabloda Almanya açık ara ilk sırada görünüyor; onu Belçika, İtalya, İspanya ve Hollanda izliyor. Avrupa Birliği dışında kalan Birleşik Krallık da Türkiye’ye 150 bin tonun üzerinde plastik atık göndermiş durumda. Bu tablo, Avrupa’nın “döngüsel ekonomi” başarısının maddi arka planını gösteriyor: Döngü, atığın üretildiği yerde kapanmıyor. Sınırı geçiyor, maliyeti coğrafi olarak Küresel Güneye doğru itiyor.
Adana bu düzenin tesadüfi durağı değil. Mersin Limanı’na, sanayi bölgelerine, geri dönüşüm tesislerine, tarım alanlarına ve ucuz emek havuzlarına yakınlığı kenti atık ticaretinin stratejik merkezine dönüştürmüş durumda. İstanbul Politikalar Merkezi’nin politika notuna göre Türkiye’nin ithal ettiği plastik atığın yaklaşık yüzde 60’ı Adana’da işleniyor. Aynı coğrafyada fabrikalar, sulama kanalları, tarım arazileri, mahalleler ve atık depolama alanları iç içe geçiyor. Kârlı görünen bir geri dönüşüm zincirinin en kirli halkaları, insanların gündelik yaşam alanlarına bağlanıyor.
İthal edilen plastiğin tamamı geri dönüştürülebilir değil. Kirlenmiş, birbirine karışmış, gıda artığı taşıyan veya ekonomik değeri düşük plastikler ayrıştırma sonrasında tesisin maliyetine dönüşüyor. Bu maliyetten kurtulmanın yolu kimi zaman açık alana dökmek, gömmek, yakmak ya da başka bir işletmeye kayıtsız biçimde aktarmak oluyor. Geri dönüşüme uygun parçalar ticari ürüne çevrilirken geriye kalan zehirli tortu, kamuya ve doğaya bırakılıyor. Şirket gelir elde ediyor; belediye temizliyor, işçi soluyor, çiftçi toprağında taşıyor, çocuk bedeninde biriktiriyor.
Adana’da Avrupa’dan gelen plastik atıkların doğaya bırakıldığı ve yakıldığı farklı tarihlerdeki saha çalışmalarıyla da belgelendi. Bunlardan en çarpıcısı........
