menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sarya Nurcan Kaya: Silinmeye direnenler yeni bir mekânda yer buluyor

41 0
04.10.2026

Bazı eşyalar, bir yerden başka bir yere taşınırken yalnızca yer değiştirmez; geçmişi, belleği ve geride bırakılan hayatı da beraberinde taşır. İnsan bir yerden ayrıldığında yalnızca bir coğrafyayı geride bırakmaz; geçmişini, alışkanlıklarını, dilini, anılarını ve kendine ait sandığı birçok şeyi de başka bir zamana bırakır. Fakat geride kalanlar bütünüyle geride kalmaz. Hafıza, insanın peşinden gelir; kimi zaman sessizce, kimi zaman hiç beklenmedik bir anda yeniden karşısına çıkar. Göç, bu anlamıyla yalnızca bir yer değiştirme hâli değil, geçmişle bugün arasında süren uzun bir karşılaşmadır.

Sarya Nurcan Kaya’nın sanatsal pratiği de bu karşılaşmanın izlerini sürüyor. Doğduğu yerden uzaklaştıkça köklerine, bireysel hafızasından kolektif bir geçmişe doğru ilerleyen sanatçı; kaybı, bekleyişi, belirsizliği ve yeni bir yerde kendine alan açma çabasını çalışmalarının merkezine yerleştiriyor. Yaşadığı Fransa’nın Normandiya bölgesinde karşılaştığı Parc du Champ des Bruyères ise bu arayışın önemli duraklarından biri oluyor. Bu park sadece kişisel bir iyileşme arayışına değil, savaşın, göçün ve yerinden edilmenin farklı zamanlarda bıraktığı izlerle kurulan bir diyaloğa dönüşüyor.

Kendi göç deneyiminden yola çıkarak daha geniş bir kolektif hafızaya uzanan sevgili Sarya Nurcan Kaya ile ilk kişisel sergisi “Yakın olan… çok uzakta kaldı / Yên ku nêzîk bûn… gelekî dûr man”da bir araya gelen çalışmaları ile bu uzun yolculuğun farklı zamanlarına açılan kapılarını konuştuk.

Beyaz tülbent, toka veya harita gibi kişisel nesnelerin yeni bir coğrafyaya taşındığında kazandığı yeni anlamlar, sanat üretiminin malzemelerine nasıl dönüştü?

Yanımda götürdüklerim, geride bıraktıklarım ve bedenimde taşıdıklarım… Yanımda götürdüğüm nesnelere artık yalnızca geçmişin parçaları olarak bakamıyorum. Yeni bir yere geçerken, aynı zamanda yeni bir başlangıcın ihtimalini de beraberinde taşıdılar. Örneğin harita, bir yerin izdüşümü ya da doğduğum yerin kuş bakışı görüntüsü olmaktan çıkıp ayrılmanın, uzaktan bakmanın biçimine dönüştü. Tülbent, toka ya da bir kumaş üzerine yazılan bir anı, geçmişteki kişileri, yerleri ve izleri hatırlatırken, burada yeni anlamlar üretmeye başladı. Tüm bunlar gerçekleşirken, ‘Geçmişte yaşanmış bir hayatı yeni bir mekânın içine sığdırmak mümkün müdür?’ sorusu ortaya çıkıyor. Elbette geçmişin tümünü geride bırakmak mümkün olmadığı gibi onu beraberimizde taşımak da mümkün değil. Ama yeni bir yaşamla birlikte yeni bir kapı aralanıyor. Çalışmalarımda bu nesneler, biraz da bu karşılaşmanın taşıyıcıları hâline geldi. Yanımda taşıdığım ve unutulan, silinmek istenen ya da silinmeye direnen ne varsa yeni bir mekânda kendilerine yer buluyor. Bir belge, bir mektup, çizimler, unutulmaya terk edilmiş bir anadil, bir harita ya da bir toka; zamanla göç deneyiminin taşıyıcılarına dönüşüyor. Bu parçalar çizim, resim, metin, nesne ve enstalasyon gibi farklı biçimlerde yeniden ortaya çıkarak serinin bütününü oluşturuyor.

İkinci Dünya Savaşı’nda geçici bir hastane olan ve günümüzde göç eden........

© İlke TV