Kurumsallık Zannettiğiniz Şey Değil
Yıllardır sivil toplum kuruluşlarında, özel sektörde, reklam ve PR ajanslarında, farklı yapılarla çalışıyor ve iç dinamiklerini gözlemliyorum. Bu süreçte, “kurumsallık” üzerine kurulan söylemlerde sürekli tekrar eden ve çoğu zaman fark edilmeyen bir yanılgıyla karşılaşıyorum. Bu yazıyı o yanılgıyı adlandırmak için yazdım.
Kurumsallık denince çoğu kişinin aklına tek bir şey geliyor: logolar, şablonlar, tek tip yazışmalar. Ya da hiç kimsenin öne çıkmadığı, herkese eşit mesafede, nötr gözüken bir yapı. Bu yüzden de sıkça şu cümleyle karşılaşıyoruz: “Tek kişi ön planda olmamalı, kurumsal olmalıyız.”
Oysa bu iki yaklaşım da kurumsallığın kendisi değil; yalnızca onun yüzeyde kalan, çoğu zaman yanlış yorumlanan yansımaları.
Peki kurumsallık nedir?
Kurumsallık, bir yapının yalnızca dışarıdan görünen düzenini değil; sistemli işleyişini, kendi içinde kurduğu kültürü ve ürettiği meşruiyeti ifade eder.
Bir kurumun gerçekten kurumsallaşabilmesi ise ancak hesap verebilirlik, şeffaflık, sürdürülebilirlik, sorumluluk ve adillik gibi ilkelerin içinin doldurulmasıyla mümkün olur. (Bürokrasi; Kurumlar, Kurumsal Değişim ve Ekonomik Performans — Bureaucracy; Institutions, Institutional Change and Economic Performance)
Bu ilkelerin her biri kendi içinde ayrı bir derinlik taşır.
Hesap verebilirlik, açıklama değil açıklanabilirliktir; kararların sorgulanmaya açık olması ve sonuçların sahiplenilmesidir, üstelik yalnızca finansal raporlarda değil, her alanda. (Hesap Verebilirliğin Analizi, Analysing and Assessing Accountability)
Şeffaflık ise açıklık kapasitesiyle ilgilidir; ne kadar açık olunabildiğiyle. Sürdürülebilirlik, yalnızca süreklilik değil, o sürekliliği mümkün kılan yapıyı kurabilmektir; kaynakları tüketmeden işleyen, kendi kendini besleyen bir ekosistem yaratmak anlamına gelir ve buna adaptasyon kapasitesi de dahildir. (Üçlü Alt Çizgi, Triple Bottom Line)
Adillik ise temelde bir denge meselesidir;........
