Kültür Sunumlarda Yazmaz
Toplantı odasındaki ekranda dört madde parlıyordu: şeffaflık, güven, ekip ruhu, hesap verebilirlik. Sunumu yapan kişi her birinin altını nasıl da özenle çizmişti. Tam o sırada odadaki biri, geçen haftaki bir hatayı — kendi hatasını — masaya koydu. Cevap gecikmedi: önce sessizlik, sonra "bunu neden şimdi konuşuyoruz" bakışları, sonra konunun kibarca değiştirilmesi. Ekrandaki dört madde hâlâ oradaydı. Ama odadaki gerçeklik, çoktan başka bir şey söylemişti.
Sunum bitti. Şimdi odada olan dış paydaşlar/katılımcılar soru sormaya başladı. Sunumu yapan kişi, sorulan sorulara verdiği geçiştirmeli cümleler ve hazır kalıp cevaplarla da tüm bu maddeleri tuzla buz etmeye devam etti.
Bu sahne bir STK'ya, bir şirkete, bir kamu kurumuna ya da bir üniversiteye özgü değil. İnsan olan her yerde, aynı mekanizma aynı sadakatle işler.
Kültür sunumda yazmaz, sunumdan anlaşılır
Bir kurumun kültürünü öğrenmek istiyorsanız, sunumuna değil, sunumun test edildiği ana bakın. Sunum size iki şeyden birini söyler: ya kurumun kendini doğru tanıdığını, söylediğini gerçekten taşıdığını — yani gerçeklik bilincine sahip, kendini bilen bir yapıyla karşı karşıya olduğunuzu. Ya da yazılanla yaşanılanın arasında bir uçurum olduğunu; bunun bilinçli bir kandırmaca mı, yoksa kurumun kendi hakkında beslediği saf bir varsayım mı olduğunu ayırt etmek size kalır — ama her iki durumda da masada oturan şey, bir gerçeklik değil, bir hayaldir.
Değerler, niyettir. Kültür, gerçekliktir. Aradaki mesafeyi kapatan tek şey, niyetin taşınıp taşınmadığıdır — eylem, davranış, tercih. Değerlerinizi yazabilirsiniz, niyet edebilirsiniz; ama o niyeti gündelik seçimlerinizle doldurmuyorsanız, elinizde kalan şey sadece bir varsayımdır. Kültürün kendini........
