menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ağız Tadıyla İftar...

40 0
09.03.2026

On bir ayın sultanı mübarek Ramazan, başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennem azabından azat olan; orucu, mukabelesi, iftarı, sahuru, teravihi ile tövbe, arınma ve diriliş ayıdır. Ama ne garip bir tecellidir ki, asrımızda Ümmet-i Muhammed ‘e mübarek Ramazanlarda bir türlü ağız tadıyla iftar etmek nasip olmadı.

Sofralar kuruluyor, tabaklar doluyor; ama huzur, ümmetin iftar sofrasına bir türlü oturamıyor. Lokmalar bereketli, kalpler ise sürgünde; dualar yankılanıyor ama göğüslerde bir sıkışma var. İftar vakti vuslatın kapısı olması gerekirken çoğu zaman üzüntünün, kırgınlığın eşiğine dönüşmüş vaziyette... Eskiden toprak köy evlerindeki iftarlarda bir tabak çorbanın yanında komşunun tebessümü, çocukların Ramazan sevincinin sesleri eksik olmazdı. Çocukların neşesi, büyüklerin duası sofralara dinginlik katardı. Şimdi ise o tebessümün yerini aceleyle yutulan lokmalar, duanın yerini ise gürültü aldı. Ümmet coğrafyasının geneline bakıldığında ise tablo çok daha vahim ve karmaşık. Bir yanda ezanla açılan oruçlar, diğer yanda

bombaların gölgesinde açılan yaralar... İftar vakti vuslat olması gerekirken nice şehirlerde yükselen siren ve silah sesleri ezanı bastırıyor. Sofralar kuruluyor ama huzur sofraya oturmuyor; çünkü ümmetin bir parçası saldırıların gölgesinden nefes alamıyor. Çocukların tebessümü yerine çığlıkları yankılanıyor; savaşın gölgesinde bayram sevinci gibi değil, acı bir hatırlatma gibi iniyor kalplere. İftar sofraları bir nehir gibi akıyor ama suyun tadı yok. Gürültü ve acele, sofralara sızmış iki davetsiz misafir gibi. Kalpler sofraya oturmadan lokmalar boğaza iniyor;........

© Hür Haber