menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Anti-Kapitalist Zihniyet ve Onay Önyargısı

36 0
18.03.2026

Giriş: Zihnimizin Gizli Tuzağı

Sosyal bilimlerde kavramlar değer yüklüdür; aynı olgular farklı perspektiflerden oldukça farklı biçimlerde yorumlanabilir. Bu yorumlama sürecinde devreye giren en tehlikeli bilişsel mekanizmalardan biri onay önyargısıdır (confirmation bias). Onay önyargısı, bireylerin mevcut inanç ve hipotezlerini destekleyen kanıtları arama, bunlara öncelik verme ve çelişen bilgileri görmezden gelme ya da küçümseme eğilimidir (Nickerson, 1998, s. 175-178). Bu zihinsel kısayol çoğu zaman bilinçsiz işler ve gerçeklik algımızı ciddi biçimde çarpıtarak, gerçeklikle örtüşmeyen inançların pekişmesine yol açar (Jussim vd., 2015, s. 92).

Peki bu önyargı, kapalı ve katı ideolojilerle birleştiğinde ne olur?

İdeolojiler Neden Onay Önyargısına Açıktır?

Her ideoloji, mevcut düzeni açıklayan bir dünya görüşü, gelecek için iyi bir toplum vizyonu ve siyasi değişimin nasıl gerçekleşeceğine dair bir açıklama sunar (Heywood, 2016, s. 31). Ancak bunlara ek olarak, ideolojiler —özellikle totaliter olanlar— hayal kırıklığına uğramış ve kişiliklerini yüceltmek isteyen insanlar için bir sığınak işlevi de görür (Hoffer, 2011, s. 69).

Totaliter ve katı ideolojiler bireyin tüm yaşamını ve dünyasını belirler. Bu ideolojilere bağlanan birey, her olguya o ideolojinin penceresinden bakar; kişilik ve özgünlük gelişemez, değişime kapalı bir zihin ortaya çıkar (Oruçoğlu, 2000, s. 14). Böyle bir zihinsel yapı, onay önyargısının en verimli zeminini oluşturur.

Elbette hiçbir ideolojik konum onay önyargısından tamamen bağışık değildir. Araştırmalar, siyasi yelpazenin her kesimindeki bireylerin karşıt argümanlara direnç gösterebildiğini ortaya koymaktadır (Ditto vd., 2019, s. 273; Haidt, 2012, s. 11-18). Ancak çoğulculuğu önceliklendiren dünya görüşleri dogmatizmi azaltmayı amaçlar ve bu anlamda katı otoriter çerçevelere kıyasla onay önyargısını hafifletmek için daha elverişli bir zemin sunabilir.

Burada vurgulanması gereken kritik bir nokta vardır: Onay önyargısı riskini öne çıkarmak, “ideoloji” ile “nesnel bilim” arasında keskin bir ikilik varsayan naif bir pozitivist tutum anlamına gelmez. Modern metodolojide yaygın biçimde kabul edildiği üzere, sosyal araştırma kaçınılmaz olarak araştırmacının bakış açısından, değerlerinden ve içinde bulunduğu tarihsel bağlamdan etkilenir (Myrdal, 1969, s. 43-55; Weber, 2012, s. 109). Ancak mutlak nesnelliğin imkânsızlığını kabul etmek, ampirik titizliğin terk edilmesini ya da epistemik göreceliliğe teslim olmayı meşrulaştırmaz. Burada aranan ayrım, kendini çürütücü kanıta karşı bağışık kılan dogmatik bir yaklaşım ile —kendi değer yargılarının farkında olarak— iddialarını gözlemlenebilir verilerle sınamaya çabalayan eleştirel bir yaklaşım arasındadır (Popper, 1998, s. 18, 62).

Anti-Kapitalist Zihniyet: Temel İddia

Anti-kapitalist zihniyet; sosyalizm, planlama, merkezi otorite kontrolü ve müdahalecilik gibi doktrinlerle desteklenir. Bu doktrinlerin genel odağı, tüm sorunların kapitalizmden kaynaklandığıdır. Marx’ın yabancılaşma, artık değer ve sömürü, sınıf mücadelesi kavramları bu çerçevenin temelini oluşturur (Marx, 1997, s. 157, 215; Marx ve Engels, 2013, s. 14-49). Polanyi’nin piyasanın toplumsal dokuyu aşındırmasına yönelik eleştirisi (2010, s. 122, 202), Rawls’ın adalet teorisi (1999, s. 12, 136-142) ve Frankfurt Okulu’nun araçsal akıl eleştirisi bu geleneği zenginleştirir.

Mises’e göre ise insanlar kapitalizme karşı antipati beslerken büyük ölçüde psikolojik nedenlerden, hayal kırıklığı, kıskançlık, cehalet ve yanlış anlamalardan hareket eder. Kapitalizmin getirdiği refah ve fırsatları görmezden gelerek kişisel başarısızlıklarını veya toplumsal sorunları sistemin kendisine atfederler (2018, s. 21-26).

Modern davranışsal iktisat ise piyasa başarılarının reddedilmesini duygusal güdülerden ziyade insan bilişinin yapısal özelliklerine dayandırır. Kahneman ve Tversky’nin (1982, s. 163-164) öncü çalışmasına göre insan zihni, karmaşık bilgiyi verimli biçimde işlemek için bilişsel kısayollara başvurur. Kapitalizm bağlamında, aşırı zenginliğin görünür örnekleri canlı ve kolayca hatırlanabilirken, küresel yoksulluğun kademeli ve istatistiksel olarak azalması soyut ve yavaş ilerleyen bir eğilimdir. Bu nedenle anti-kapitalist eğilimin sistemik ilerlemeyi göz ardı etmesi, çoğu zaman gerçeğin kasıtlı bir çarpıtmasından değil, hızlı, otomatik ve duygusal olan........

© Hür Fikirler