Tavuğa Kayyum, Piyasaya Müdahale
Türkiye’de iktisadî hayat açısından son derece dikkat çekici ve kaygı verici bir olay yaşandı. Beyaz et sektöründe faaliyet gösteren bazı büyük firmalara “denetim kayyumu” atandığı açıklandı. Bu ifade çoğu insan için yeni ve yabancı. Kayyum denildiğinde genellikle bir şirketin yönetiminin kamu tarafından fiilen devralınması anlaşılır. Denetim kayyumu ise, anlaşıldığı kadarıyla, şirketlerin yönetimine bütünüyle el koymaktan ziyade onların faaliyetlerini, kararlarını, fiyatlama süreçlerini ve ticari davranışlarını izlemek, denetlemek ve gerektiğinde müdahil olmak üzere görevlendirilen kişileri ifade ediyor. Ancak, adının “denetim” olması, meselenin ağırlığını azaltmaz. Çünkü burada söz konusu olan şey, özel mülkiyet alanına, serbest teşebbüs hakkına ve piyasa ekonomisinin normal işleyişine ağır bir müdahaledir.
Gerekçe, beyaz et fiyatlarındaki artışın önüne geçmek, haksız fiyat artışlarını engellemek ve tüketiciyi korumak olarak açıklanıyor. İlk bakışta bu gerekçeler kulağa hoş gelebilir. Kim fiyatların düşmesini istemez? Kim temel gıda maddelerine daha kolay ulaşmak istemez? Kim tüketicinin korunmasına karşı çıkabilir? Fakat, iktisatta iyi niyet, iyi sonuç doğurmaya yetmez. Hatta, çoğu zaman, iyi niyetle yapılan müdahaleler, tam tersi sonuçlar üretir. Tavuk fiyatlarını düşürmek amacıyla üreticilerin üzerine polisiye ve adli yöntemlerle gidilmesi, fiyat oluşumunu kamu gözetimine bağlama teşebbüsü ve şirketlere denetim kayyumu atanması, piyasa ekonomisinin mantığına aykırıdır. Bu uygulama, beklenen sonucu vermeyecek; aksine üretimi, yatırımı, rekabeti ve tüketici refahını zedeleyecektir.
Denetim Kayyumu Ne Anlama Gelir?
Denetim kayyumu, şirketin başına geçen klasik kayyumdan farklı olabilir. Ancak bu fark bizi aldatmamalıdır. Bir şirketin fiyatlama kararlarının, satış politikalarının, ticari tercihlerinin, hatta üretim ve dağıtım stratejilerinin kamu tarafından izlenmesi ve baskı altına alınması, özel teşebbüsün hareket alanını daraltır. Şirketler artık yalnızca maliyetlerine, talebe, rekabete, tedarik zincirine, nakit akışına, yatırım ihtiyacına ve risk hesaplarına göre hareket etmeyecek; aynı zamanda “acaba kamu otoritesi bunu nasıl yorumlar?” korkusuyla hareket edecektir.
Bu, piyasa ekonomisi bakımından çok ağır bir sonuçtur. Çünkü piyasa ekonomisinin özü, merkezi bir otoritenin fiyatları ve üretim kararlarını belirlemesi değil, milyonlarca üretici ve tüketicinin kendi bilgisi, tercihi ve şartları içinde karar vermesidir. Fiyat dediğimiz şey de bu dağınık kararların toplamından doğan bir işarettir. Fiyat, yalnızca bir rakam değildir. Fiyat, kıtlığı, maliyeti, talebi, riski, beklentiyi, alternatif kullanım imkânlarını ve geleceğe dair öngörüleri içinde taşıyan yoğunlaştırılmış bir bilgidir. Kamu otoritesi fiyatlara müdahale ettiğinde aslında bu bilgi akışını bozmuş olur.
Tavuk fiyatını bir bakanlık, bir savcılık, bir kurul veya bir denetim kayyumu belirleyemez. Belirlemeye kalkarsa, fiyatı kâğıt üzerinde baskılayabilir ama maliyetleri ortadan kaldıramaz. Yem fiyatları artıyorsa, enerji maliyetleri yükseliyorsa, işçilik giderleri çoğalıyorsa, kredi maliyetleri ağırlaşıyorsa, lojistik pahalılaşıyorsa, kur riski varsa, enflasyon üreticinin önünü görmesini engelliyorsa, tavuk fiyatını emirle düşürmek mümkün değildir. Fiyatı emirle düşürmek, sadece üreticinin zararını artırır, üretim iştahını kırar ve ileride daha yüksek fiyatlara zemin hazırlar.
Devletçi Zihniyetin Eski Hastalığı
Türkiye’de özellikle iktisatta sağda da solda da yaygın olan köklü bir devletçi zihniyet vardır. Bu zihniyet, toplumsal ve iktisadî hayatın kendi iç dinamikleriyle işleyebileceğini kabul etmekte zorlanır. Ona göre, bir yerde fiyat yükseliyorsa, mutlaka bir kötü niyet, bir fırsatçılık, bir vurgun, bir karaborsa, bir gizli anlaşma vardır. Bu zihniyet, üretim süreçlerinin karmaşıklığını, maliyetlerin değişkenliğini, her firmanın ayrı bir ekonomik varlık olduğunu, risklerin ve beklentilerin firmadan firmaya değişebileceğini görmek istemez.
Bu anlayışa göre bütün tavuk üreticileri aynı şartlarda üretim yapıyormuş, aynı maliyete katlanıyormuş, aynı finansman imkânlarına sahipmiş, aynı verimlilikle çalışıyormuş ve dolayısıyla aynı fiyattan satmak zorundaymış gibi düşünülür. Oysa gerçek hayat böyle değildir. Her firma ayrı bir entitedir. Her firmanın yem tedariki farklı olabilir. Her firmanın enerji maliyeti farklı olabilir. Borçluluk durumu farklı olabilir. Krediye erişim şartları farklı olabilir. İşçilik yapısı, lojistik ağı, üretim kapasitesi, stok yönetimi, pazarlama stratejisi, bölgesel dağıtım ağı, ihracat bağlantıları ve nakit ihtiyacı farklı olabilir. Dolayısıyla her firmanın fiyatlama kararı da farklı olabilir.
Bir serbest piyasa ekonomisinde her firma, ürettiği malın fiyatını kendi şartlarına göre belirler. Elbette tüketici de o malı alıp almamakta serbesttir. Rakip firma daha ucuz satıyorsa tüketici ona gider. İthalat imkânı varsa piyasaya dışarıdan ürün girer. Kâr oranları aşırı yükselirse yeni üreticiler sektöre girmek ister. Piyasa disiplininin özü budur. Devletin görevi, bu süreci boğmak değil, mülkiyet haklarını, sözleşme özgürlüğünü, rekabetin önündeki yapay engellerin kaldırılmasını ve hukukî güvenliği temin etmektir.
Fiyat Artışının Sebebi Üretici Kötülüğü Değil Enflasyondur
Türkiye’de fiyat artışlarını konuşurken en temel gerçeği görmezden gelmek büyük bir hatadır: Ülkede yüksek enflasyon vardır. Enflasyon, yalnızca tüketicinin cebini yakmaz; üreticinin de hesap yapma kabiliyetini bozar. Bir üretici bugün sattığı malın yerine yarın aynı maliyetle yeni mal koyamayacağını biliyorsa, fiyatını buna göre ayarlamak zorunda kalır. Bugünkü maliyetlerle değil, yarınki maliyetleri de hesaba katarak fiyatlama yapar. Çünkü üretici de enflasyon içinde yaşamaktadır.
Tavuk üretimi basit bir faaliyet değildir. Yem, civciv, veterinerlik hizmetleri, ilaç, enerji, su, işçilik, ambalaj, nakliye, soğuk zincir, finansman ve dağıtım gibi birçok maliyet kalemi vardır. Bunların önemli bir kısmı enflasyondan, kur hareketlerinden ve dünya emtia fiyatlarından etkilenir. Yem fiyatlarındaki artış, enerji maliyetlerindeki yükseliş veya kredi faizlerindeki değişme doğrudan üretim maliyetine yansır. Böyle bir ortamda üreticiden fiyatını sabit tutmasını veya kamu otoritesinin makul gördüğü seviyeye çekmesini istemek, iktisadî gerçekleri yok saymaktır.
Yüksek enflasyon dönemlerinde fiyatlama davranışları da değişir. Normal zamanlarda üretici daha uzun vadeli ve daha sakin hesap yapabilir. Fakat yüksek enflasyon ortamında belirsizlik artar. Üretici yarınki maliyetini bilemez. Satıcı yerine koyma maliyetini hesaplamakta zorlanır. Tedarikçi fiyatını sık sık değiştirir. Kredi maliyeti yükselir. Nakit akışını korumak daha önemli hâle gelir. Böyle bir ortamda fiyatlar daha sık ve daha yüksek oranlarda güncellenir. Bu, çoğu zaman fırsatçılık........
