Fon soruşturmasında el konulan varlıklar yatırımcıya dönebilir mi? “Mağdur Fonu” yeniden gündemde
Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) yedi portföy yönetim şirketine ait 131 yatırım fonunun tasfiyesine karar vermesinin ardından açıklığa kavuşturulması gereken ilk konu, fonların içinde kalan varlıkların yatırımcılara nasıl döneceğiydi. Ceza soruşturması kapsamında yüz milyonlarca liranın dondurulması, kişisel malvarlıklarına el konulması, iki özel jet ile bir yata tedbir uygulanması ise şimdi daha zor bir meseleyi gündeme getiriyor: Tasfiye sonunda karşılanmamış zarar kalırsa, el konulan bu varlıklar yatırımcıların zararının giderilmesinde kullanılabilir mi?
Bu ihtimal artık yalnız yatırımcıların beklentisinden ibaret değil. Eski MASAK Başkan Yardımcısı Ramazan Başak, 20 Eylül'de sermaye piyasası suçlarıyla bağlantılı olarak Hazineye aktarılacak değerlerin özel bir “Mağdur Fonu” aracılığıyla zarar gören yatırımcılara verilmesini önerdi. Benzer bir model Türkiye'de 13 yıl önce de tartışılmıştı: SPK Uzman Yardımcısı Erman Çete'nin 2013 tarihli yeterlik etüdünde ABD'deki Fair Fund sistemi incelenmiş ve Yatırımcı Tazmin Merkezinden (YTM) ayrı, sermaye piyasası suçları ve idari yaptırım gerektiren fiillerden zarar gören yatırımcılar için ikinci bir fon önerilmişti. Ancak bu çalışma SPK'nın kurumsal görüşü veya alınmış bir Kurul kararı değil; SPK da yeterlik etütlerindeki görüşlerin yazarlarına ait olduğunu özellikle belirtiyor.
Bugün bu eski tartışmaya yeni bir anlam kazandıran gelişme, soruşturma kapsamında önemli büyüklükte malvarlığının koruma tedbirlerine konu olması. Fakat yürürlükteki mevzuat, “el konulan her şey yatırımcıya dağıtılır” şeklinde işlemiyor.
Asıl mesele, el konulan varlıkların toplam değerinden çok bu varlıklarla fonların veya yatırımcı zararının arasında hangi hukuki bağın kurulabileceği.
SPK'nın 23 Eylül açıklamasına göre tasfiye kapsamındaki 131 fonda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyor. Bu rakam 455 bin 758 kişinin aynı ölçüde veya hukuken tazmin edilebilir bir zarara uğradığı anlamına gelmiyor. Zararın gerçek büyüklüğü, fonların tasfiyesi ve varsa hukuka aykırı işlemlerin mali sonuçları ortaya çıktıkça belirginleşecek.
Tasfiye parası ile adli tedbir altındaki malvarlığı aynı değil
Kamuoyunda birbirine yaklaşan iki ayrı süreç yürütülüyor.
Bunlardan biri SPK kararları doğrultusunda fonların tasfiyesi. Burada temel amaç, fonların halen sahip olduğu varlıkların nakde çevrilmesi ve tasfiye bakiyesinin katılma payı sahiplerine aktarılması.
Diğeri ise İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü ceza soruşturması. MASAK, soruşturma kapsamındaki şirketlerde görev yapan veya daha önce görev yapmış 117 yöneticinin finansal hareketlerini inceleyerek Başsavcılığa raporlar sundu. 21 Eylül itibarıyla yaklaşık 2,5 milyar liralık işlem teşebbüsünün durdurulduğu açıklandı.
Ardından fon hesaplarında bulunduğu bildirilen 387 milyon 461 bin liralık nakit tutar donduruldu. Soruşturmada şüpheli sıfatıyla işlem gören M.Y.'ye ait olduğu belirtilen 105 milyon lira ile Tera Portföy üzerinden transfer edilmek istendiği bildirilen 257 milyon liraya el koyma tedbiri uygulandı. Soruşturma kapsamındaki kişilere ait olduğu açıklanan iki özel jet ve bir yata da el konuldu; bu üç varlığın piyasa değerinin yaklaşık 1,8 milyar lira olduğu bildirildi.
Ancak bu rakamların alt alta toplanarak “yatırımcılar için kurtarılan para” şeklinde sunulması doğru değil.
Özellikle 387 milyon liranın hukuki niteliği önemli. Sermaye Piyasası Kanunu'na göre yatırım fonu ayrı bir malvarlığı niteliğinde. Fon malvarlığının tasfiyesi halinde de kural olarak yalnız katılma payı sahiplerine ödeme yapılabiliyor.
Dolayısıyla dondurulan 387 milyon lira gerçekten tasfiye edilen fonların kendi nakdi ise bu tutar, kişilerden sonradan ele geçirilen yeni bir tazminat kaynağı değil; zaten fon malvarlığının parçası olabilir.
Kişisel banka hesapları, yatlar, jetler, taşınmazlar veya başka varlıklar bakımından ise farklı bir inceleme gerekiyor. Bu değerlerin fondan çıkarılan parayla mı edinildiği, suçtan kaynaklanan kazancı mı temsil ettiği, yoksa ilgili kişilerin bunlardan bağımsız malvarlığı mı olduğu belirlenmeden yatırımcılarla doğrudan bağ kurulamaz.
Bu ayrım, soruşturmanın mali sonucu açısından rakamların büyüklüğünden daha önemli.
El koyma yatırımcı lehine verilmiş bir tazminat kararı değil
Ceza muhakemesinde malvarlığına el konulması bir koruma tedbiri. Malvarlığının soruşturma ve kovuşturma süresince korunmasını ve şartları oluşursa ileride müsadere edilebilmesini sağlıyor.
Dolayısıyla bir banka hesabına, taşıta veya taşınmaza el konulmuş olması, yatırımcıların o malvarlığı üzerinde doğrudan alacak hakkı kazandığı anlamına gelmiyor.
Buna karşılık mevcut hukuk, mağdura ait olduğu belirlenebilen değerlerin geri verilmesine kapıyı tamamen kapatmıyor.
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 131'inci maddesi, 128'inci madde kapsamında el konulan malvarlığı değerlerinin suçtan zarar gören mağdura ait olması ve artık delil olarak tutulmasına ihtiyaç bulunmaması halinde sahibine iadesine imkân tanıyor. Türk Ceza Kanunu'nun kazanç müsaderesine ilişkin 55'inci maddesi de suçtan elde edilen maddi menfaatin mağdura iadesi mümkünse bunun doğrudan devlet lehine müsadere edilmesini öngörmüyor.
Fon soruşturmasında asıl güçlük de burada ortaya çıkacak.
Belirli bir fondan hukuka aykırı biçimde çıkarılan paranın başka bir hesapta bulunduğu tespit edilebilirse fon ile........
