menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ticaret Hukuku Yazıları II: Anonim Şirketler Hukuku Uygulamasına Dair Bir İnceleme – HGK ve Doktrin

38 0
02.09.2026

Şirketler hukuku uygulamasında en işlevsel araçlardan biri iç yönergelerdir. Bir avukatın şirket bünyesinde kurumsal bir yapı ve sağlıklı bir işleyiş mimarisi oluşturabilmesi, çoğu zaman bu yönergelerin doğru, açık ve uygulanabilir biçimde hazırlanmasına bağlıdır. Zira kanun hükümlerinin ticaret hayatında ortaya çıkabilecek bütün sorunları önceden öngörmesi yahut birbirinden farklı yapı ve ihtiyaçlara sahip şirketlerin tamamına aynı ayrıntı düzeyinde cevap vermesi beklenemez. Öte yandan kanunda düzenlenmemiş her hususun esas sözleşmeyle düzenlenmesi de mümkün değildir. Esas sözleşmenin değiştirilmesinin belirli şekil ve karar şartlarına bağlanmış olması hızla değişen ticari ihtiyaçlar karşısında her meselenin esas sözleşme üzerinden çözülmesini pratik olmaktan çıkarmaktadır.

Fakat şirket içi düzenleme alanından söz edildiğinde, diğer bütün hukukî yapılarda olduğu gibi, ilk sorulması gereken soru emredici hükümlerin bu serbestiyi nerede sınırladığıdır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu uygulayıcıya ne ölçüde bir düzenleme serbestisi tanımaktadır? Bu serbestinin sınırları nasıl tespit edilecektir? Kanunun açıkça düzenlemediği veya esas sözleşmeye farklı bir düzenleme alanı bıraktığı düşünülen hâllerde hangi yorum yöntemi izlenmelidir?

İç yönerge meselesini daha ayrıntılı ele almadan önce, bu soruların cevabını yeniden düşünme ve bilgilerimi tazeleme ihtiyacı hissettim ve bu hususu da bir HGK kararından yola çıkarak yapmanın faydalı olacağını düşündüm. Zira HGK kararları bir İBK niteliği taşımıyor olsa da uygulama açısından ciddi bir önem arz etmektedir.[1]

Bu minvalde bahse konu meselelerin çıkış noktası TTK 340’tır. Nitekim 6762 sayılı TTK döneminde, Kanunda açıkça yasaklanmayan hususların kural olarak esas sözleşmeyle düzenlenebilmesi mümkün iken, 6102 sayılı TTK’nın 340. maddesiyle farklı bir sistem benimsenmiştir. Buna göre esas sözleşme, Kanunun anonim şirketlere ilişkin hükümlerinden ancak Kanunda buna açıkça izin verilmişse sapabilir. Böylece anonim şirketlerde esas sözleşme serbestisinin sınırlarının belirlenmesi bakımından “emredici hükümler ilkesi” merkezi bir konuma yerleşmiştir.

Bu meseleleri ele alırken, sonradan değişikliğe uğramış bir TTK hükmünü ve bu hükmün uygulanma biçimini konu alan bir Hukuk Genel Kurulu kararını merkeze almayı tercih ettim. İlk bakışta, bugün ilgili kanun hükmü değişmiş olduğundan karara konu somut uyuşmazlığın da önemini büyük ölçüde yitirdiği düşünülebilir. Oysa kanaatimce kararın asıl değeri, ulaştığı somut sonuçtan ziyade, emredici hükümler ilkesinin belirli bir kanun hükmü ve esas sözleşme düzenlemesi karşısında nasıl işletildiğini göstermesidir. Bu sebeple söz konusu kararın incelenmesi, yalnız eski TTK m. 366/1’in nasıl uygulandığını anlamak bakımından değil bununla birlikte Kanunun esas sözleşmeye veya şirket içi düzenlemelere bıraktığı alanın sınırlarının nasıl belirleneceğini görmek bakımından da uygulayıcı için öğretici bir örnek sunmaktadır.

Anonim şirketlerde yönetim kurulu üyeleri Türk Ticaret Kanunu’nun 362. maddesi uyarınca en çok üç yıl süreyle görev yapmak üzere seçilebilir. Buna karşılık TTK m. 366’nın 7511 sayılı Kanun’la değiştirilmeden önceki hâlinde, yönetim kurulunun “her yıl” üyeleri arasından bir başkan ve en az bir başkan vekili seçmesi öngörülmekteydi. Aynı fıkranın ikinci cümlesi ise esas sözleşmede hüküm bulunması hâlinde başkanın ve başkan vekilinin veya bunlardan birinin genel kurul tarafından seçilebilmesine imkân tanıyordu. Bu iki cümlenin birlikte uygulanması, görünüşte dar fakat anonim şirketlerde esas sözleşme serbestisinin sınırları bakımından önemli bir uyuşmazlık doğurmuştur.

Esas sözleşmede yönetim kurulu başkanının genel kurul tarafından üç yıl için seçileceğinin öngörülmesi hâlinde, eski m. 366/1’in ilk cümlesindeki “her yıl” kaydı bu seçime de uygulanacak mıdır? Yoksa “her yıl” ibaresi yalnız yönetim kurulunun kendi üyeleri arasından yapacağı başkan seçimine mi ilişkindir?

Sorunun güçlüğü yalnızca m. 366’nın lafzından kaynaklanmamaktadır. Meselenin arka planında TTK m. 340’ta kabul edilen emredici hükümler ilkesi bulunmaktadır. Zira anonim şirket esas sözleşmesi, Kanunun anonim şirketlere ilişkin hükümlerinden ancak Kanunda buna açıkça izin verilmişse sapabilir. Bu sebeple eski m. 366/1’deki iki cümlenin birbiriyle ilişkisinin belirlenmesi, aynı zamanda Kanunun esas sözleşmeye bıraktığı düzenleme alanının sınırlarının belirlenmesini gerektirmektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 1.3.2023 tarihli, E. 2022/65, K. 2023/144 [2] sayılı kararı bu sorunu ayrıntılı biçimde incelemiştir. Kararın önemi yalnızca “yönetim kurulu başkanı bir yıl mı, üç yıl mı seçilebilir?” sorusuna verdiği cevapta değildir.

Bölge Adliye Mahkemesinin ilk kararı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin bozması, BAM’ın direnme gerekçesi, Hukuk Genel Kurulu çoğunluğu ve karşı oy birlikte okunduğunda; bir kanun hükmündeki emrediciliğin hangi unsura ilişkin olduğu, esas sözleşmeyle sapma imkânının nasıl tespit edileceği ve kıyas ile yorum arasındaki sınır bakımından oldukça öğretici bir tartışma ortaya çıkmaktadır.[3]

Kararın verilmesinden sonra, 23.5.2024 tarihli 7511 sayılı Kanun’la eski m. 366/1’deki “her yıl” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır. Bu değişiklik, kararın tarihsel ve dogmatik önemini ortadan kaldırmamakla birlikte, yönetim kurulu başkanının görev süresine ilişkin bugünkü pozitif hukuk bakımından farklı bir durum meydana getirmiştir. Bu nedenle mesele, önce değişiklik öncesi normatif yapı ve yargılama süreci, ardından TTK m. 340 çerçevesindeki yorum tartışması ve son olarak 7511 sayılı Kanun’un meydana getirdiği yeni hukukî durum üzerinden incelenmelidir.

I. Normatif Çerçeve: TTK m. 340, m. 362 ve Eski m. 366

Uyuşmazlığın doğru anlaşılabilmesi için üç hükmün birlikte ele alınması gerekir.

TTK m. 362/1: “Yönetim kurulu üyeleri en çok üç yıl süreyle görev yapmak üzere seçilir. Esas sözleşmede aksine hüküm yoksa, aynı kişi yeniden seçilebilir.”

Uyuşmazlık tarihinde yürürlükte bulunan eski TTK m. 366/1: “Yönetim kurulu her yıl üyeleri arasından bir başkan ve bulunmadığı zamanlarda ona vekâlet etmek üzere, en az bir başkan vekili seçer. Esas sözleşmede, başkanın ve başkan vekilinin veya bunlardan birinin, genel kurul tarafından seçilmesi öngörülebilir.”

TTK m. 340: “Esas sözleşme, bu Kanunun anonim şirketlere ilişkin hükümlerinden ancak Kanunda buna açıkça izin verilmişse sapabilir. Diğer kanunların, öngörülmesine izin verdiği tamamlayıcı esas sözleşme hükümleri o kanuna özgülenmiş olarak hüküm doğururlar.”

6102 Türk Ticaret Kanunu

Sürüm 1 - 6102 Türk Ticaret Kanunu

T.C. Resmi Gazete 14.02.2011/27846

Sürüm 33 - 6102 Türk Ticaret Kanunu

T.C. Resmi Gazete 29.05.2024/32560

(1) Yönetim kurulu her yıl üyeleri arasından bir başkan ve bulunmadığı zamanlarda ona vekâlet etmek üzere, en az bir başkan vekili seçer. Esas sözleşmede, başkanın ve başkan vekilinin veya bunlardan birinin, genel kurul tarafından seçilmesi öngörülebilir.

(1) Yönetim kurulu, üyeleri arasından bir başkan ve bulunmadığı zamanlarda ona vekâlet etmek üzere, en az bir başkan vekili seçer. Esas sözleşmede, başkanın ve başkan vekilinin veya bunlardan birinin, genel kurul tarafından seçilmesi öngörülebilir.

Değişik fıkra: 23.05.2024 t. 7511 s. K. m.13

(2) Yönetim kurulu, işlerin gidişini izlemek, kendisine sunulacak konularda rapor hazırlamak, kararlarını uygulatmak veya iç denetim amacıyla içlerinde yönetim kurulu üyelerinin de bulunabileceği komiteler ve komisyonlar kurabilir.

(2) Yönetim kurulu, işlerin gidişini izlemek, kendisine sunulacak konularda rapor hazırlamak, kararlarını uygulatmak veya iç denetim amacıyla içlerinde yönetim kurulu üyelerinin de bulunabileceği komiteler ve komisyonlar kurabilir.

Burada ilk olarak yönetim kurulu üyeliği ile yönetim kurulu başkanlığı birbirinden ayrılmalıdır. TTK m. 362 yönetim kurulu üyeliğinin görev süresini düzenlemekte; eski m. 366 ise yönetim kurulunun iç organizasyonu kapsamında başkan ve başkan vekilinin belirlenmesini konu edinmektedir. Bir kişinin üç yıllığına yönetim kurulu üyesi seçilmesi, değişiklik öncesi hukuk bakımından aynı kişinin başkanlık sıfatını da üç yıl boyunca taşıyacağının kendiliğinden kabul edilmesi sonucunu doğurmamaktaydı.

İkinci olarak m. 366/1’in ikinci cümlesinin hukukî işlevi doğru belirlenmelidir. Bu hüküm, genel kurula doğrudan ve her durumda kullanılabilecek bir kanunî başkan seçme yetkisi tanımlamamaktadır. Kanunun yaptığı,(her iki halinde de) esas sözleşmede başkanın ve başkan vekilinin veya bunlardan birinin genel kurul tarafından seçileceğinin öngörülebilmesine imkân tanımaktır. Somut olayda genel kurulun yönetim kurulu başkanını seçme yetkisi de doğrudan Kanundan değil, Kanunun cevaz verdiği çerçevede düzenlenmiş bulunan şirket esas sözleşmesinin 8. maddesinden kaynaklanmaktadır.

Bu nedenle iki düzey birbirinden ayrılmalıdır: Kanun, esas sözleşmenin seçim usulünü genel kurula bırakabilmesine cevaz vermekte; uyuşmazlığa konu şirketin esas sözleşmesinin 8. maddesi ise bu imkândan yararlanarak yönetim kurulu başkanının genel kurul tarafından üç yıl süreyle seçileceğini düzenlemektedir. Uyuşmazlık da bu esas sözleşme hükmünün görev süresine ilişkin kısmının, eski TTK m. 366/1’deki “her yıl” kaydı karşısında geçerli olup olmadığı noktasında doğmuştur.

Bu nokta TTK m. 340 bakımından ayrıca önem taşır. Rauf Karasu’nun da belirttiği üzere, 6102 sayılı Kanun’la anonim şirketlerde esas sözleşme özgürlüğü bakımından 6762 sayılı Kanun döneminden farklı bir sistem kabul edilmiştir. Önceki sistemde kanunda açıkça yasaklanmamış bir düzenlemenin esas sözleşmeye konulabilmesi kural olarak mümkün iken, m. 340 uyarınca anonim şirketlere ilişkin kanun hükümlerinden farklılaşma ancak Kanunun buna izin verdiği ölçüde mümkündür. Karasu bu nedenle anonim şirket hukukunda bir “emredici hükümler ilkesi” bulunduğunu ifade etmektedir.[4]

Uyuşmazlığın merkezindeki soru böylece daha belirgin hâle gelir: Eski m. 366/1’in ikinci cümlesi, esas sözleşmeyle başkanın genel kurul tarafından seçilebilmesini mümkün kıldığına göre, ilk cümlede yer alan “her yıl” kaydı genel kurul tarafından gerçekleştirilen seçime de uygulanacak mıdır? Başka bir ifadeyle, “her yıl” ibaresi yönetim kurulunun kendi içinden yapacağı seçime bağlı bir organizasyon kuralı mıdır; yoksa seçimi yapan organdan bağımsız biçimde bütün yönetim kurulu başkanları için geçerli emredici bir süre kuralı mıdır? Yargılama boyunca verilen kararlar arasındaki temel ayrılık bu soruya verilen farklı cevaplardan doğmuştur.

II. Somut Olay ve Ticaret Sicili Müdürlüğünün Yaklaşımı

Davacı şirketin esas sözleşmesinin 8. maddesinde yönetim kurulu başkanının genel kurul tarafından üç yıl süreyle seçileceği düzenlenmiştir. Şirketin 22.3.2019 tarihli olağan genel kurulunda da bu esas sözleşme hükmüne dayanılarak bir yönetim kurulu üyesi üç yıllığına yönetim kurulu başkanı olarak seçilmiştir.

Genel kurul kararlarının tescili için ticaret sicili müdürlüğüne başvurulmuş; ancak başkanın üç yıllık görev süresi ticaret siciline bu şekilde geçirilmemiştir. Ticaret sicili müdürlüğü, eski m. 366/1’deki “her yıl” ibaresini esas alarak seçimi bir yıllık süre yönünden tescil etmiştir.

Şirket bunun üzerine TTK m. 34 uyarınca tescilin düzeltilmesini talep etmiştir. Davalı sicil müdürlüğü ise bir taraftan önceden müdürlüğe düzeltme başvurusu yapılmadığını, diğer taraftan eski m. 366/1 gereği yönetim kurulu başkanının her yıl seçilmesi gerektiğini savunmuştur. İlk derece mahkemesi uyuşmazlığın maddî hukuk boyutuna girmemiş; ticaret sicili müdürlüğüne önceden bir düzeltme başvurusu yapılmasını dava şartı kabul ederek davayı usulden reddetmiştir.

III. Bölge Adliye Mahkemesinin İlk Kararı: “Bir Yıllık Süre”nin Yönetim Kurulu Tarafından Yapılan Seçime Özgülenmesi

Bölge Adliye Mahkemesi öncelikle ilk derece mahkemesinin usule ilişkin gerekçesini kabul etmemiştir. TTK m. 34 kapsamında sicil müdürlüğü kararına karşı dava açılabilmesi için önceden ayrıca sicil müdürlüğüne itiraz edilmesi gerektiğine ilişkin bir düzenleme bulunmadığını belirterek uyuşmazlığın esasına girmiştir.

BAM’ın maddî hukuka ilişkin değerlendirmesi ise son derece önemlidir. Mahkeme, eski m. 366/1’deki bir yıllık süreyi bütün başkanlık seçimleri için geçerli genel bir süre kuralı olarak kabul etmemiştir. Kararda açıkça, m. 366/1’de belirtilen bir yıllık sürenin “yönetim kurulu başkanının yönetim kurulu tarafından seçilmesi hâlinde” uygulanacağı belirtilmiştir. Somut olayda ise genel kurulun seçim yetkisi şirket esas sözleşmesinin 8. maddesinden kaynaklanmakta ve aynı hüküm başkanın üç yıl süreyle seçilmesini öngörmektedir. BAM, bu nedenle genel kurulun esas sözleşmenin 8. maddesine dayanarak yaptığı üç yıllık seçimin ticaret sicili müdürlüğünce bir yıllık süreyle sınırlandırılmasını hatalı bulmuştur.

BAM’ın ilk kararındaki yaklaşım dikkatle okunmalıdır. Mahkeme bu aşamada henüz ayrıntılı bir TTK m. 340 teorisi kurmamaktadır. Öncelikle m. 366/1’in kendi iç yapısını yorumlamakta ve “her yıl” ibaresini, aynı cümlenin öznesi olan yönetim kurulunun gerçekleştireceği seçime bağlamaktadır.

Bu okumada iki ayrı hâl söz konusudur. Kanunî temel modelde yönetim kurulu kendi üyeleri arasından başkanını seçmekte ve bu seçim her yıl yapılmaktadır. Buna karşılık esas sözleşmenin 8. maddesi uyarınca başkanın genel kurul tarafından seçildiği somut olayda, BAM’a göre ilk cümlede yönetim kurulunun seçimi bakımından konulmuş olan yıllık süre kaydı genel kurul seçimine........

© Hukuki Haber