menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

SİGORTA TAHKİMİNDE DÖRT AYLIK KARAR SÜRESİ: SÜRE AŞILDIĞINDA UYUŞMAZLIĞIN VE ZAMANAŞIMININ AKIBETİ

34 0
26.08.2026

5684 Sayılı Sigortacılık Kanunu m. 30 Hükmü ile Güncel Hukuk Genel Kurulu ve Yargıtay Kararları Işığında Bir Değerlendirme

Sigorta uyuşmazlıklarında tahkim yolunun tercih edilmesinin başlıca sebebi, uyuşmazlığın mahkemeye kıyasla çok daha kısa sürede çözüme kavuşturulmasıdır. 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 30. maddesiyle kurulan sistem, bu hızı yalnızca bir beklenti olarak değil, hakemler bakımından bağlayıcı bir yükümlülük olarak düzenlemiştir: hakemler, görevlendirildikleri tarihten itibaren en geç dört ay içinde karar vermeye mecburdur.

Bu kuralın çok daha az konuşulan bir arka yüzü bulunmaktadır. Kanun, süreye uyulmamasının sonucunu da açıkça belirlemiş ve "aksi hâlde, uyuşmazlık yetkili mahkemece halledilir" demiştir. Yani süre aşıldığında tahkim yolu kapanmakta, taraflar aylarca hatta yıllarca sürdürdükleri yargılamanın sonunda kendilerini yeniden başlangıç noktasında, bu kez mahkeme önünde bulmaktadır. Bu geçişin usulî ve maddi sonuçları ise kanunda düzenlenmemiştir. Uygulamada ortaya çıkan asıl tehlike de buradadır: tahkimde geçen zaman, hak sahibinin karşısına bu kez zamanaşımı def'i olarak çıkabilmektedir.

Bu çalışmada önce tahkimdeki süre rejimi ortaya konulacak, ardından süre aşımının üç ayrı sonucu incelenecek; süreye sığmayacağı baştan anlaşılan dosyalar bakımından Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin güncel bir kararı ile zamanaşımı sorunu bakımından Hukuk Genel Kurulunun 2025 tarihli kararı değerlendirilecek ve kanun boşluğuna ilişkin öneriler sunulacaktır.

I. TAHKİMDE SÜRE REJİMİ

Sigortacılık Kanunu m. 30, tahkim sürecinin her aşamasını süreye bağlamıştır. Başvuru önce raportörlerce incelenir ve raportörler incelemelerini en geç on beş gün içinde tamamlamak zorundadır (m. 30/15). Raportörlerce çözümlenemeyen başvurular sigorta hakemine iletilir.

Asıl kural m. 30/16'da yer alır: "Hakemler, görevlendirildikleri tarihten itibaren en geç dört ay içinde karar vermeye mecburdur. Aksi hâlde, uyuşmazlık yetkili mahkemece halledilir. Ancak, bu süre tarafların açık ve yazılı muvafakatleriyle uzatılabilir." Hükümde kullanılan "mecburdur" ifadesi ile süre aşımına bağlanan sonucun doğrudan uyuşmazlığın tahkim dışına çıkması olması, sürenin salt bir düzen hükmü olmadığını göstermektedir.

Sürenin başlangıcı, dosyanın Komisyona geldiği tarih değil, hakemin görevlendirildiği tarihtir. Uzatma ise iki yönden şekle bağlıdır: uzatma iradesi hem açık hem de yazılı olmalı ve tarafların her ikisinden gelmelidir. Hakemin kendiliğinden ya da tek tarafın talebiyle süreyi uzatması kanunen mümkün değildir.

İtiraz aşaması da süresizdir denemez. Hakem kararlarına karşı, kararın Komisyonca bildiriminden itibaren on gün içinde bir defaya mahsus olmak üzere itiraz edilebilir; itiraz talebi hakkında ise işin heyete intikalinden itibaren iki ay içinde karar verilmesi gerekir (m. 30/12). İtiraz üzerine hakem kararının icrası durur. Şu var ki kanun, iki aylık bu süreye uyulmamasının sonucunu düzenlememiştir. Uyuşmazlık hakem heyeti bakımından açıkça öngörülen "uyuşmazlık yetkili mahkemece halledilir" yaptırımının itiraz aşamasında karşılığı bulunmamaktadır. Bu asimetri, kanunun sistematiği bakımından açıklanmaya muhtaçtır.

Nihayet, tahkim öncesindeki sürenin de akıp gittiği unutulmamalıdır. Komisyona başvurabilmek için sigorta kuruluşuna başvurulmuş ve talebin kısmen ya da tamamen olumsuz sonuçlandığının belgelenmiş olması; kuruluşun on beş iş günü içinde yazılı cevap vermemesi hâlinde ise bu sürenin dolmuş olması gerekir (m. 30/13). Zamanaşımı bakımından kritik olan husus, bu ön aşamada ve sonrasında geçen zamanın hak sahibinin alacağı üzerinde işlemeye devam etmesidir.

II. DÖRT AYLIK SÜRE PRATİKTE NASIL TÜKENİYOR?

Dört ay, dosya üzerinden yürütülen bir yargılama için ilk bakışta yeterli görünmektedir. Ancak sürenin tüketilmesi, çoğu zaman hakemin ihmalinden değil, yargılamanın olağan akışından kaynaklanmaktadır.

Tipik bir değer kaybı ya da bedensel zarar dosyasında akış şöyledir: hakem görevlendirmesinin ardından karşı tarafa cevap için süre verilir; cevap dilekçesinin sunulmasıyla birlikte çoğu dosyada bilirkişi incelemesine karar verilir; ara karar taraflara tebliğ edilir ve bilirkişi ücreti için genellikle iki haftayı aşan bir son ödeme tarihi belirlenir; ücretin yatırılıp dosyanın bilirkişiye tevdiinden sonra rapor süresi işler; rapor taraflara bildirildiğinde itiraz için süre tanınır; itiraz üzerine sıklıkla ek rapor alınır ve ek rapora karşı yeniden beyan süresi verilir. Bu aşamaların her biri usulen zorunlu olduğu hâlde, toplamı dört ayı rahatlıkla aşabilmektedir.

Buna, karşı tarafın süre uzatım talepleri, hakemin reddi istemleri ya da eksik belgelerin celbi gibi ek gecikme sebepleri eklendiğinde, sürenin aşılması istisna değil olağan hâle gelmektedir. Nitekim kanun koyucunun hakemler için m. 30/11-b'de öngördüğü "bir yıl içinde en fazla üç kez zamanında sonuçlandırmama" ölçütü, gecikmenin sistemde beklenen bir olgu olduğunu zımnen kabul etmektedir.

III. SÜRE AŞIMININ ÜÇ AYRI SONUCU

Dört aylık sürenin aşılması, birbirinden bağımsız üç sonuç doğurur.

Birincisi, kanun koyucu süre aşımını kararın denetimi bakımından özel bir sebep saymıştır. m. 30/12'ye göre kural olarak belirli parasal sınırın altındaki uyuşmazlıklarda temyiz yolu kapalı olmakla birlikte, "tahkim süresinin sona ermesinden sonra karar verilmiş olması" hâlinde her hâlükârda temyiz yolu açıktır. Talep edilmemiş bir şey hakkında karar verilmesi ya da hakemlerin yetkileri dışındaki konularda karar vermesi gibi ağır sakatlıklarla aynı sırada sayılması, sürenin kanun koyucu nezdindeki ağırlığını göstermektedir.

İkincisi, süreye uymamanın........

© Hukuki Haber