menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

KAZA TESPİT TUTANAĞINDAKİ İKRARIN İSPAT DEĞERİ

38 0
08.09.2026

KAZA TESPİT TUTANAĞINDAKİ İKRARIN İSPAT DEĞERİ

Anlaşmalı Tutanaktaki Kusur Beyanının Sürücü, İşleten ve Sigortacı Bakımından Bağlayıcılığı ile Tutanak–Bilirkişi Raporu Çelişkisinde Yargıtay Uygulaması

Maddi hasarlı trafik kazalarının büyük çoğunluğu artık kolluk çağrılmadan, sürücülerin kaza yerinde birlikte doldurup imzaladıkları anlaşmalı tutanakla kapanmaktadır. Bu tutanağın on birinci bölümündeki sürücü görüşleri alanına çoğu zaman şu tür cümleler yazılmaktadır: "Sokaktan çıkarken karşı aracın sol arka kısmına çarptım." Kazanın nasıl olduğunu anlatan bu bir cümle, kusuru belirleyen en önemli olguyu bizzat kusurlu sürücünün ağzından tespit etmektedir. Buna rağmen uygulamada aynı tutanağa dayanan değer kaybı, hasar ya da bedensel zarar başvurularında sigortacının "kusuru kabul etmiyoruz, bilirkişi raporu alınsın" savunmasıyla karşılaşılmakta; hakem heyetlerince alınan bazı kusur raporları ise tutanaktaki açık beyanı görmezden gelip kusuru yarı yarıya dağıtabilmektedir.

Bu çalışma, kaza tespit tutanağındaki kusur beyanının usul hukukundaki yerini, bu beyanın beyan sahibi sürücü ile üçüncü kişi konumundaki işleten ve sigortacı bakımından ne ölçüde bağlayıcı olduğunu ve tutanak ile bilirkişi raporunun çeliştiği hâllerde Yargıtay'ın hangi yöntemi aradığını, güncel kararlar ışığında incelemektedir.

I. İKİ TÜR TUTANAK, İKİ FARKLI HUKUKİ NİTELİK

Karayolları Trafik Kanunu'nun 83. maddesine göre trafik kazalarına, kazanın oluş nedenlerini, iz ve delillerini belirleyerek trafik kaza tespit tutanağı düzenlemek üzere trafik zabıtasınca el konulur. Kanun'un 81. maddesinin ikinci fıkrası ise yalnız maddi hasarla sonuçlanan kazalarda, kazaya karışanların tümünün yetkili ve görevli kişinin gelmesine lüzum görmemeleri hâlinde durumu aralarında yazılı olarak saptayarak kaza yerinden ayrılabilmelerine imkân tanımaktadır. Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin 152. maddesi bu ikinci yolu ayrıntılandırmakta; sürücülerin tümü anlaşırsa "Maddi Hasarlı Trafik Kazası Tespit Tutanağı" düzenleyip birlikte imza altına alarak olay yerinden ayrılabileceklerini, anlaşarak ayrılan tarafların ise sonradan yetkililerden kaza tespit tutanağı düzenlenmesini isteyemeyeceklerini hükme bağlamaktadır.

Bu iki tutanak hukuken aynı nitelikte değildir. Kolluk tarafından düzenlenen tutanak, görevli memurun kendi tespit ve gözlemlerini içeren resmî bir belgedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, kaza tespit tutanaklarının aksi ispat edilinceye kadar geçerli belgelerden olduğunu, haksız fiillerde tutanağın aksinin tanıkla dahi ispat edilebileceğini kabul etmektedir (Yargıtay HGK, E. 2012/1476, K. 2013/564, 17.04.2013). Aynı yönde Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, trafik kaza tespit tutanağının aksi sabit oluncaya kadar geçerli resmî belge olduğunu ve her zaman aksinin ispatının mümkün bulunduğunu vurgulayarak, tanık dinlenmeden ve keşif yapılmadan tutanağa dayalı kusur tespitini eksik inceleme saymıştır (Yargıtay 17. HD, E. 2015/1200, K. 2017/8729, 09.10.2017). Uyuşmazlık Mahkemesi de tutanağın idari işlem olmayıp bir delil tespiti belgesi olduğunu, aksinin tanık anlatımları ve diğer delillerle kanıtlanabileceğini ve 21.03.2012 tarihli Yönetmelik değişikliğinden sonra tutanakta kusur oranı yerine yalnızca hangi sürücünün hangi trafik kuralını ihlal ettiğinin belirtildiğini kaydetmiştir (Uyuşmazlık Mahkemesi, E. 2024/78, K. 2024/110, 01.04.2024).

Anlaşmalı tutanak ise kolluğun katılmadığı, kazaya karışan sürücülerin kendi el yazılarıyla doldurup imzaladıkları özel bir belgedir. Kusur değerlendirmesi tutanakta yer almaz; bu değerlendirme sigorta şirketlerince ya da Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi nezdindeki mutabakat mekanizmasıyla sonradan yapılır. Dolayısıyla anlaşmalı tutanağın ispat gücü, resmî belge karinesinden değil, içerdiği beyanların niteliğinden kaynaklanmaktadır. Sorunun düğüm noktası da buradadır: Sürücünün kendi imzasıyla "çarptım" demesi hukuken nedir?

II. TUTANAKTAKİ BEYANIN USUL HUKUKUNDAKİ YERİ: MAHKEME DIŞI İKRAR

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 188. maddesi, tarafların veya vekillerinin mahkeme önünde ikrar ettikleri vakıaların çekişmeli olmaktan çıkacağını ve ispatının gerekmeyeceğini, maddi bir hatadan kaynaklanmadıkça ikrardan dönülemeyeceğini düzenler. Kanun'un 187. maddesinin ikinci fıkrasına göre de ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz. Bu hükümlerin öngördüğü kesin delil etkisi, mahkeme önünde yapılan ikrara özgüdür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, hukukumuzda kesin delillerin ikrar, senet, yemin ve kesin hükümden ibaret olduğunu, bunlar dışındaki delillerin takdiri delil niteliği taşıdığını açıkça ifade etmiştir (Yargıtay HGK, E. 2021/370, K. 2022/1622, 29.11.2022).

Kaza yerinde, henüz ortada bir dava yokken yapılan beyan, mahkeme dışı ikrardır. Mahkeme dışı ikrar, öğretide ve uygulamada takdiri delil olarak nitelendirilir; hâkim bu beyanı diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir. Ancak anlaşmalı tutanaktaki beyan, sıradan bir sözlü ikrar değildir. Beyan sahibinin imzasını taşıyan yazılı bir belgede yer alması, ona Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 199. maddesi anlamında belge ve 205. maddesi anlamında adi senet niteliği kazandırır. Kanun'un 205. maddesinin birinci fıkrasına göre mahkeme huzurunda ikrar olunan veya mahkemece inkâr edenden sadır olduğu kabul edilen adi senetler, aksi ispat edilmedikçe kesin delil sayılır. Şu hâlde imzası inkâr edilmeyen tutanaktaki "sol arka kısmına çarptım" beyanı, beyan sahibi sürücü aleyhine aksi ispat edilmedikçe geçerli, yazılı ve imzalı bir ikrar belgesidir.

Bununla birlikte iki sınır hemen belirtilmelidir. Birincisi, ikrarın konusu olgudur, hukuki nitelendirme değildir. Sürücünün "çarptım" demesi çarpma olgusunu ve çarpma biçimini ikrar eder; "yüzde yüz kusurluyum" demesi ise bir hukuki değerlendirmedir ve hâkimi bağlamaz. Kusur oranının belirlenmesi, Hukuk Genel Kurulu'nun istikrarlı içtihadına göre özel ve teknik bilgi gerektiren, hâkimlik mesleğinin genel ve hukuki bilgisiyle çözülemeyecek bir konudur (Yargıtay HGK, E. 2012/1476, K. 2013/564, 17.04.2013). İkincisi, ikrar edilen olgu ile araçlardaki hasarın, krokinin ve fotoğrafların uyumlu olması gerekir; beyan ile maddi izler çelişiyorsa ikrarın ispat değeri zayıflar. Bu iki........

© Hukuki Haber