menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hukuk Yorgunu: “Bana Bulaşmasınlar, Ben Hiçbir Şey İstemiyorum”

13 0
16.10.2026

Bir müvekkilim, örgüt üyeliği suçlamasıyla tutuklanmış, on dört ay cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edilmişti. Yargılama sonunda beraat etti. Kendisiyle, özgürlüğünden yoksun bırakan süreç nedeniyle tazminat talebinde bulunabileceğimizi konuşurken söylediği cümle hâlâ aklımdadır:

“Ne olur bana bulaşmasınlar da ben hiçbir şey istemiyorum.”

Bir avukat olarak hukuki süreç diyorsunuz, hakkınız diyorsunuz, uğradığınız haksızlık nedeniyle başvurabileceğiniz bir yol olduğunu anlatıyorsunuz. Müvekkiliniz ise yeniden açılacak bir dosyadan, gelecek bir tebligattan, hatırlanacak cezaevi günlerinden ve belki tekrar başlayacak bir korkudan bahsediyor.

On dört ayın, ailesinden ayrı geçirilen günlerin, kaybedilen işin, bozulan sağlığın ve taşınan damganın ardından, uğradığı haksızlığın giderilmesini sağlayabilecek bir hakkı kullanmak istemiyor. Çünkü o hakkın peşinden gitmenin bir bedeli olacağından endişe ediyor.

Bu cümlenin ağırlığını, o endişenin içinden geçmemiş birinin anlamasının kolay olmadığını düşünüyorum. Bir insanın “Hakkımı istiyorum” demek yerine “Yeter ki benimle uğraşmasınlar” demesi, üzerinde uzun uzun düşünmemiz gereken bir durum.

İnsanın hak arayacak gücü de tükenebilir

Hukuki süreçleri çoğu zaman dilekçeler, süreler, duruşmalar ve kararlar üzerinden anlatıyoruz. Oysa her dosyanın içinde bir insanın bekleyişi var. Telefon çaldığında duyduğu tedirginlik, kapı ziline yüklediği anlam, çocuğunun sorusuna cevap veremediği bir akşam var.

Bir karar çıkıyor, itiraz ediliyor. İtiraz reddediliyor, başka bir başvuru hazırlanıyor. Aylar geçiyor, yıllar geçiyor. İnsan aynı olayları tekrar tekrar anlatıyor; aynı haksızlığı farklı makamlara yeniden açıklamaya çalışıyor.

Bir süre sonra yalnızca sonucu beklemekten yorulmuyor. Umutlanmaktan, hazırlanıp hayal kırıklığına uğramaktan, hayatının sürekli dosyanın bir sonraki aşamasına bağlanmasından da yoruluyor.

“Hukuk yorgunluğu” derken kastettiğim bir tıbbi tanı değil; avukat olarak karşılaştığımız bu derin tükenmişlik hâli. İnsanın haklı olduğunu düşünmesine rağmen hakkının peşinden gidecek gücü kendisinde bulamaması.

Üstelik bu yorgunluğun bedelini yalnızca yargılanan kişi ödemiyor. Eşi, çocukları, anne ve babası da hayatlarını duruşma günlerine göre yaşamaya başlıyor. Dosyanın kapanması, bazen bütün aile için hayatın yeniden başlayabilmesinin şartı hâline geliyor.

“Nasıl olsa değişmeyecek” düşüncesi nereden geliyor?

Psikolojide olumsuz yaşantılar ile kişinin harekete geçme kapasitesi arasındaki ilişki uzun süredir araştırılıyor. “Öğrenilmiş çaresizlik” olarak bilinen araştırmalar, insanın çabasının sonuç doğurduğunu görmesinin önemine dikkat çekiyor. Bu araştırmalar hukuk uygulamasında karşılaştığımız bir sorunu düşünmemize de yardımcı oluyor:........

© Hukuki Haber