menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kadir Abê… Hatıralar…

181 0
28.06.2026

Üstümüze yıldızlar, ha yağdı ha yağacak. Esengül “Taht Kurmuşsun Kalbime”yi söylüyor sinemanın hoparlöründe. Bütün şehre yayılan sesi, esen serin yelin vurduğu kavaklardan çıkan hışırtıyı bastırmış, gazoz satan çocuk elindeki kapak açacağıyla tahta sandığının dibine aynı ritmik hareketlerle vuruyor:

“Fruko gazoz, fruko gazoz!”

Ne diyor bu çocuk, konuştuğu nece?

Işıklar söndü ama gökte bakır bir sini gibi parlayan ayın şavkını kesecek kuvvet yok! Gümüşü bir parlaklık altında o belirdi beyaz badanalı duvarda. Kartal Tibet’le “iki kardeşi” oynuyorlar. “Bitirim Kardeşler” bir komedi filmi ama ben hiç gülmüyorum. Köyden yeni gelmişim, sadece hayret ediyorum gördüğüm her şeye.

Kadir İnanır ilk defa o gün girdi hayatıma, bundan tam yarım asır önceydi.

O geceden yedi sene sonra darbe oldu. Biriktirdiğimiz bütün umutlar postal altında ezildi. O kadar çok şey öldü ki... Sinema da öldü. Üzerimize yıldız yağdıran o yazlık sinema kapandı. Kışlık sinemaya da kimse gitmez oldu. Video dönemi başlamıştı. Ahali kahvelere kurulan videolarda bir iki bardak çay karşılığı bedava film seyrediyordu. Bizim Lale Sinemamızın işletmecisi de cin bir fikir buldu. Sinema salonunu kocaman bir kahvehaneye çevirdi. Sahneye bir video oynatıcısı ve televizyon koydu. Ahali o kocaman salonda bir iki bardak çay karşılığında film seyretmeye başladı o küçük ekranda. Ama o videolarda Kadir İnanır gibi oyuncuların filmleri oynamıyordu. Her yeri Kemal Sunal ile arabesk ses sanatçılarının filmleri sarmıştı.

Bu hadiseden yedi sene sonra, 1987 yılında fakülteden mezun olmuş, Güneş gazetesinde çalışmaya başlamıştım. Haber Merkezi’nde redaktördüm. Bulduğum her fırsatta gazetenin kültür sanat sayfasına küçük röportajlar yapıyordum.

O günlerde sinema oyuncuları bir sendika kurmuşlardı. Onların bir toplantısına girsem ne güzel haber olurdu!

Yönetim Kurulu’nda Kadir İnanır da vardı. Arkadaşım B. Murat Öztemir’le, gazetecilik yüksek okulundan sınıf arkadaşıydılar. Murat araya girdi, Kadir İnanır “falan gün toplantımız var falan yerde, gelsin” demişti. Söylenen saatte gittim. Türkan Şoray’ı, Kadir İnanır’ı ilk defa bu kadar yakından gördüm.

Heyecandan kaskatı kesildim.

Hiçbir şey soramadım.

Onlar da toplantıda gazeteci var diye pek konuşmadılar.

Dışarı çıktığımda yazacak hiçbir şey yoktu kafamda.

Olsun, hayallerimde büyüttüğüm, hayallerimi büyütmüş olan Kadir İnanır’la, Türkan Şoray’la bir süre konuşmadan oturmuştum.

Aradan yirmi altı sene geçti. 4 Nisan 2013 Perşembe günü, Başbakanlığın Dolmabahçe Ofisi’nde yüz kişiye yakın insanı alacak genişlikte bir masa… Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tam karşımda oturuyor, solumda Hüseyin Yayman, sağımda Mehmet Uçum, Uçum’un yanında Kadir İnanır… Başını uzattı, “Nasılsın Muhsinciğim” dedi, “İyiyim Kadir Abi, sağ ol,”dedim.

Tanımadığı kimse yok demişlerdi, demek beni de tanıyordu!

O andan itibaren, Akil İnsanlar Heyeti’nin Akdeniz Grubu’nda üç aya yakın bir süre boyunca birlikte şehir şehir, kasaba kasaba, köy köy dolaştık.

Konforlu bir minibüsün içinde Burdur’dan Antalya’ya iniyoruz. Şükrü Karatepe Gazalî’den rubailer okuyor; güzel sesiyle eski zaman şarkılarını terennüm ediyor. “Hadi Kürdoğlu, sen de Kürtçe bir şarkı söyle” dedi bana. Kadir İnanır’dan istek gelmiş, başladım Tahsîn Taha’dan “Bêrîvanê”yi söylemeye. Şükrü abi başlatmış fasılı, iyice havaya girdim. Meğer o sırada telefonuyla beni çekiyormuş Kadir Abi. Sonra o videoyu defalarca seyrettirdi bana. Telefonu elinde, dudağının kenarında hep o yakışıklı........

© Habertürk