Doğada yaşam savaşı
“Vahşinin Kalbi”nin (Heart of the Beast), açılıştan hemen sonra gelen sahnesi, uçakta pilot koltuğunun hemen yanında oturan köpek ve uçuş görüntüleri ile akıllara geçtiğimiz aylarda seyrettiğimiz “Köpek ve Yıldızlar” (The Dog Stars) filmini getiriyor. Ne var ki, sınırlı bir benzerlik bu; çünkü köpekle pilotun tanık olduğu manzaralar çok farklı. Birinde, uygarlığın çöküşüne dair distopik imgeler var. Diğerinde modern dünyanın gürültüsünden kaçma ve coğrafyanın en ücra köşesine sığınma arzusu… En önemli ayrım ise hikâyelerin kırılma noktaları... “Köpek ve Yıldızlar”da köpeğin ölümü, karakteri paradoksal şekilde özgürleştirip yeni arayışlara yönlendiriyor. Burada ise vahşi doğada verdikleri hayatta kalma mücadelesi sırasında James (Brad Pitt) ile Alman kurdu Odin’in (Uber) sarsılmaz, adeta tek bir bedene dönüşmüş güçlü bağı, hikâyenin asıl harcını oluşturuyor.
Filmin doğrusal akan hayatta kalma mücadelesinin arasına sızan geçmiş hikâye (back story) parçaları, seyirciyi karakterlerin belleğine ortak ediyor. Araya giren ani “insert” görüntülerle tanık olduğumuz geçmişe dönüş sahneleri, sadece ikisinin omuz omuza çarpıştığı cephe anılarını önümüze sermiyor; asıl olarak sinemada sıkça işlenen Travma Sonrası Stres Bozukluğu'nun (PTSD) görsel dışavurumuna dönüşüyor. Savaştaki şiddetin her ikisinin ruhunda çok derin yaralar açtığını hissediyoruz.
Geçmişin ikisinin üzerinde bıraktığı ağır yük, Watkins (J.K. Simmons) karakterinin filme dahil olduğu sahneyle inşa ediliyor asıl olarak. Watkins, anlatıya “tekinsiz yabancı” olarak giriyor. O ilk anlardaki huzursuzluk, James ile Odin ikilisinin insanlara karşı geliştirdiği o köklü güvensizliğin ve ıssız doğaya kaçarken bir insana rastlamış olmanın yarattığı tedirginliğin yansıması… Gerginlikle başlayan bu karşılaşma, bir süre sonra seyircinin James ve Odin’in geçmişine sızmasını sağlıyor. Flashback’lerde parça parça gördüğümüz travmayı ve iki dostun birbirine neden bu denli sıkı sıkıya bağlandığının duygusal anatomisini daha derinden kavramaya başlıyoruz.
“Vahşinin Kalbi”nde insanı yücelten bir evcil hayvan ilişkisi değil, tam anlamıyla ortak akılla hareket eden bir "ekip çalışması" görüyoruz. Odin, filmde sadece ana karaktere eşlik eden bir köpek değil; kendi iradesi, korkuları ve kararları olan bir film karakteri... Apaçık, iki ana karakterli bir film bu… Odin, James’in kelimelerine insan diliyle yanıt vermiyor belki; ama aralarındaki sessiz iletişim, sinemada uzun zamandır gördüğümüz en etkili ve........
