Aynı düşünen iki kişiden biri fazladır
Dünyanın ne tarafa doğru yol alacağı kestirilemiyor. Bu sebeple de küresel ticaretin geleneksel güzergâhları, iş modelleri ve alışkanlıkları yeniden kurgulanıyor. Özellikle yapay zekâ iş yapış biçimlerini kökten dönüştürüyor ve yönetim kurulları artık sadece bir sonraki çeyreği değil, çağın ötesini planlamaya çalışıyor. İşte bu jeopolitik ve ekonomik türbülansın ortasında, Sakıp Sabancı Müzesi’nde iş dünyası dönüşümü tartıştı, liderlerden yaşanmış örnekleri dinledi ve önümüzdeki yıllara dair strateji oluşturmanın yollarını aradı.
Gün boyu süren bu önemli buluşmanın öğlene kadar olan bölümüne katıldım. Notlar aldım. Moderatörlüğünü Prof. Dr. Serden Özcan’ın üstlendiği WHU – Campus for Corporate Transformation (CCT) zirvesi, “Çok Kutuplu Dünyada Başarıyı Sürdürmek” başlığı altında Türkiye’den ve dünyadan ekonomi, politika ve sanayi dünyasının simge isimlerini bir araya getirdi.
Konuşma yapan liderlerin her biri, küresel kapitalizmin geçirdiği bu büyük metamorfozun farklı bir yanına ışık tuttu. Avusturya eski Federal Şansölyesi Dr. Wolfgang Schüssel, Sabancı Holding CEO’su Kıvanç Zaimler, Merck Grubu Denetleme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Simon Thelen, Vodafone Türkiye CEO’su Engin Aksoy ve Pegasus Hava Yolları CEO’su Güliz Öztürk’ü dinlerken önümüzdeki yılların pek de kolay geçmeyeceği düşüncesi zihnimde bir kez daha pekişti.
İmkânları zorla, geleceği inşa et
Avrupa’nın en deneyimli siyaset ve devlet adamlarından biri olan Avusturya Eski Federal Şansölyesi Dr. Wolfgang Schüssel, konuşmasında günümüz iş dünyasındaki pek çok CEO ve liderin gözden kaçırdığı en temel yanılgıya, yani "Yankı Odası" Sendromuna doğrudan ayna tuttu. Schüssel, siyasetten iş dünyasına uzanan yarım asırlık kariyerinde edindiği en büyük dersin "eleştiriye duyulan hayati açlık" olduğuna dikkat çekti. Bugün küresel ölçekte liderlerin en büyük zaafının etraflarını "evet efendim"cilerle, sadece duymak istediklerini söyleyen danışmanlarla doldurmak olduğuna vurgu yapan Schüssel, kendi yönetim felsefesini şu çarpıcı sözlerle özetledi:
"Danışmanlarımı ve çalışma arkadaşlarımı seçerken onlara açıkça şunu söylerim: Bana her konuda haklı olduğumu anlatmanıza ihtiyacım yok; bana nerede yanıldığımı gösterin. Eğer bir masada oturan her iki kişi de her konuda 0 aynı fikirdeyse, o insanlardan biri bu sistemde tamamen gereksiz demektir. Çünkü ikinci kişinin varlığı hiçbir ek değer üretmiyordur."
Schüssel’e göre stratejik kör noktaları yok etmenin, yaratıcı projeleri ve operasyonel hamleleri ileri taşımanın tek yolu, yapıcı ve keskin fikir ayrılıklarını kurumsal kültüre entegre etmekten geçiyor. Bugün pek çok otokratik yapının eleştiriye kapalı olması nedeniyle duvara çarptığını belirten eski şansölye, geleceğe dair umut dolu bir perspektif çizdi. Geçtiğimiz yıllarda tıp, fizik ve kimya dallarında verilen Nobel Ödüllerine bakıldığında, 20 yıl önce "bilim kurgu" olarak nitelendirilen hayallerin bugün somut birer gerçekliğe dönüştüğünü hatırlattı. Önümüzdeki 10-20 yılın insanlık tarihinin en büyüleyici dönemi olacağını vurguladı. Şansölye, günümüzde pek çok liderin aksine gelecek konusunda fazla endişe taşımadığını, önümüzdeki yılların insanlık için önemli fırsatlar barındırdığına inandığını belirtti.
Tecrübeli siyasetçinin konuşmasının en felsefi ve akılda kalıcı kısmı ise Alman literatüründeki köklü "Zuversicht" kavramıydı. Schüssel, bu kelimenin İngilizceye veya diğer dillere tam olarak çevrilmesinin çok güç olduğunu belirtti. Kuru bir iyimserlik ya da kör bir özgüven olmadığını; rasyonel verilere, somut gerçeklere dayanan ancak yarının olumlu sonuç vereceğine dair duyulan derin ve sarsılmaz bir inanç olduğunu ifade etti. Kendisine sıkça "iyimser mi yoksa kötümser mi olduğu" sorulduğunda verdiği yanıt ise salonun ortak hissiyatını özetliyordu:
"Ben ne iyimserim ne de kötümser. Ben, olumlu çözümleri gerçeğe dönüştürmek için gayret sarf eden bir 'imkâncı' (possibilist) olmaya çalışıyorum. Karamsarlık hiçbir sorunu çözmez; imkânları zorlamak ise geleceği inşa eder."
100 yıllık bir devin nesi........
