menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Asıl mesele şişe değil, kaynak yönetimi

22 0
16.07.2026

Türkiye'de yıllardır geri dönüşüm, çevre ve atık yönetimi konuşulur. Ancak çoğu zaman konuşulanlarla sahadaki sonuçlar arasında ciddi bir mesafe olur. Her yıl milyarlarca plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı tüketiliyor, önemli bir kısmı ise ekonomik değeri olmasına rağmen atık olarak kaybolup gidiyor.

Bugün Türkiye Çevre Ajansı (TÜÇA) Başkanı Nurullah Öztürk ile gerçekleştirilen basın buluşmasında, 1 Temmuz 2026 itibarıyla ülke genelinde uygulanmaya başlayan Depozitosu Olan Ambalajlar (DOA) Sistemi'nin geldiği noktayı dinleme ve merak ettiğim soruları yöneltme fırsatı buldum.

Açıkçası dinlediklerim, meselenin yalnızca bir "şişe toplama sistemi" olmadığını gösteriyor.

Türkiye'nin 81 il ve 973 ilçesinde uygulamaya alınan DOA Sistemi, yıllık yaklaşık 25 milyar içecek ambalajını takip etmeyi hedefleyen devasa bir dijital kaynak yönetim altyapısı olarak kurgulanmış.

Asıl mesele çöp değil, hammadde

Türkiye uzun yıllardır plastik, cam ve alüminyum gibi sanayinin temel girdilerinde dışa bağımlı bir ülke. Kullanılmış bir PET şişe çoğu kişi için çöp olabilir. Oysa sanayi açısından bakıldığında o şişe, yeniden üretimde kullanılabilecek değerli bir hammaddedir.

TÜÇA'nın verdiği bilgilere göre Türkiye'de her yıl ortaya çıkan yaklaşık 25 milyar içecek ambalajı bir araya getirildiğinde 100 bin futbol sahasını kaplayacak büyüklüğe ulaşıyor.

Sorun da tam burada başlıyor.

Toplayamadığınız her şişe, her kutu ve her cam ambalaj aslında ekonomiden kaçan bir değeri temsil ediyor. Sonrasında aynı hammaddeleri ithalat yoluyla yeniden satın almak zorunda kalıyorsunuz.

DOA Sistemi'nin temel amacı da tam olarak bu kaybı önlemek.

Türkiye modeli farklı ne getiriyor?

Dünyada depozito sistemi yeni değil. Almanya, Hollanda, Danimarka ve birçok Avrupa ülkesi yıllardır benzer uygulamalar kullanıyor.

Ancak Türkiye'nin geliştirdiği modelin farklı bir yönü bulunuyor.

Nurullah Öztürk'ün özellikle üzerinde durduğu konu, sistemin tamamen dijital altyapı üzerine kurulmuş olmasıydı.

Üretici ürünü sisteme kaydediyor. Ambalaj özel işaretlemeyle doğrulanabiliyor. Vatandaş iade makinesine veya iade noktasına bırakıyor. Sistem ambalajı anında doğruluyor. Teşvik bedeli dijital cüzdana aktarılıyor. Sonrasında lojistik süreçleri, sayım merkezleri ve geri dönüşüm aşamaları tek merkezden izlenebiliyor.

Yani burada yalnızca geri dönüşüm değil, uçtan uca veri yönetimi söz konusu.

Bugün pek çok kamu projesinde eksik olan izlenebilirlik kabiliyeti, bu sistemin en önemli yanlarından biri.

Vatandaş ne kazanacak?

Sistemin başarısını belirleyecek temel unsur vatandaşın alışkanlıklarını değiştirebilmesi olacak.

DOA logolu ambalajı iade eden........

© Habertürk