menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yasak ağacın gölgesinde

10 0
08.08.2026

Cennette sayısız ağaç vardı; insan kalkıp yasaklanmış olan tek ağaca uzandı.

İnsanlık tarihini tek bir cümleye sığdırmak isteseniz, sanırım bundan daha kestirmesini bulamazsınız. Ne bahçenin bolluğu, ne gölgesi, ne de sonu gelmeyecek bir güvenlik… Hepsi bir ısırıklık merakın yanında pufladı söndü. Sonra biz o ısırığa “ilk günah” adını taktık.

Oysa o ısırık, insanın kendisiyle ilk kez tanıştığı andı.

Küçük bir çocuğa evin bütün odalarını açın, tek bir kapıyı kilitleyin; çocuğun aklı gün boyu o kilitli kapının önünde dolaşır.

Yasak, isteği bastıran bir kapak değildir; çoğu zaman onu imal eden tezgâhtır. Bunu bilmeyen din yoktur, bunu bilmeyen devlet yoktur, bunu bilmeyen baba yoktur; hepsi bile bile yapar zaten. Çünkü yasak, iktidarın en ucuz üretim biçimidir: hiçbir şey harcamadan, yalnızca “olmaz” diyerek insanın içinde ömür boyu sürecek bir kıpırtı yaratırsınız.

Buradan da o meşhur itiraz doğar.

Şöyle bir mühendis düşünün: makineyi kendi tasarlıyor; dişlisini, yağını, ısınma katsayısını kendi ayarlıyor. Sonra oturup makinenin bütün çalışma prensiplerini yasaklayan bir kullanım kılavuzu yazıyor. Ardından da kılavuzu okusun diye makinenin başına binlerce yıl boyunca müfettişler yolluyor. Bir sanık düşünün ki, suçu işlemesi için gereken bütün donanım, mahkemeyi kuran tarafından kendisine doğuştan takılmış.

İtiraz güçlüdür. Uzun yıllar ben de bu itirazın avukatlığını yaptım. Sonra bir gün fark ettim: dosya kabarık, ama yanlış mahkemede duruyor.

Arapçada günahın adlarından biri *hatîe*’dir; kökü *hatâ*, yani atılan okun hedefi tutturamaması. Tuhaf bir tesadüf: Yunancada trajedi kahramanının düşüşünü anlatan *hamartia* da tam olarak aynı şeyi söyler — okun hedeften sapması. İki ayrı medeniyet, aynı görüntüde buluşmuş.

Öbür kelimeler de kendi tarifini getirir. *Zenb*, hayvanın arkasında sürüklediği kuyruk: yaptığınızın peşinizden gelen kısmı. *İsm*, insanı ağırlaştıran, yürümekten alıkoyan yük. *Cürm*, meyveyi dalından koparmak.

Dikkat ediniz: bu kelimelerin hiçbiri arzuyu tanımlamıyor. Hepsi bir mesafeden, bir sapmadan, bir yükten söz ediyor. Demek ki mesele istemek değil; isteğin nereye düştüğü.

Iskalamak, yalnızca nişan alanın kelimesidir.

Zaten arzunun kendisinde utanılacak bir şey yok.

İçimizdeki o “günahkâr istek” dediğimiz şey, salgı bezlerinin,........

© Haberton