Kokpitte sofra adabı
Dün bir taksiye bindim. Şoförün telefonunda navigasyon açıktı. Kadın sesi kibarca, “Sağa dönün.” dedi.
“Bu alet ne bilir, abi?” dedi. “Ben bu şehirde otuz yıldır direksiyon sallıyorum.”
Yirmi dakika sonra otuz yıllık tecrübeyle birlikte bir ara sokakta çakılı kaldık. Telefondaki kadın susmadı, rotayı yeniden hesaplıyordu. Şoför de kendi hesabını yapıyordu: Yanılmadığını nasıl kanıtlayacağını.
O kadının sesi bana yıllar önce gerçekleşen bir kaza raporunu hatırlattı.
6 Şubat 1996 gecesi, Dominik Cumhuriyeti’ndeki Puerto Plata’dan havalanan Birgenair’in Boeing 757’si, beş dakika sonra Atlas Okyanusu’na gömüldü. İçinde 189 kişi vardı. Hiçbiri kurtulmadı.
Faciaların teknik tarafı çoğu zaman gülünç derecede küçüktür. Günlerce yerde bekleyen uçağın hız ölçen pitot tüplerinden biri tıkanmıştı. Araştırmacılar, tıkanıklığa bir böceğin taşıdığı çamur ya da kalıntıların yol açmış olabileceğini düşündüler. Kaptanın göstergesi uçağın olduğundan hızlı gittiğini söylüyordu; yardımcı pilotunki ise gerçek hızın düştüğünü gösteriyordu. Otomatik pilot da kaptanın hatalı hız verilerini kullanıyordu.
Bir böcek bir uçağı düşürmez. Bir böceğe inanan bir hiyerarşi düşürür.
Ses kayıtlarında yardımcı pilotun uyarıları duyuluyor. Kendi göstergesindeki hızın düştüğünü bildiriyor, burnun aşağı indirilmesi gerektiğini söylüyor. Kaptana saygılı bir dille sesleniyor. Uçak titriyor, stall uyarısı çalıyor, sol motorun gücü aniden düşüyor, gövde kendi etrafında savrulmaya başlıyor. O kokpitte bilgi vardı, uyarı vardı, tecrübe vardı. Eksik olan, bunları ortak bir karara dönüştürebilmekti.
O saygılı dilin bizde bir adı vardır.
Bu kelimenin içinde koca bir tarım toplumu yatar. Kitabın olmadığı köyde kütüphane, köyün en yaşlısıdır. Yağmurun ne zaman yağacağını, hangi tarlanın ne zaman sürüleceğini o bilir. Çünkü bilgi yıllarla birikir ve yaşlıyla birlikte toprağa girer. Binlerce yıl boyunca bu mantık işe yaradı. Ak sakal gerçekten de bir arşivdi.
Sonra bir şey oldu. Bilgi yaştan koptu. Göstergeye, ölçüme, deneye,........
