Batı’nın kurgusu ve Türkofobi
Arşiv yalan söylemez. Tarihi, hamasi nutuklardan değil de tozlu belgelerden okumaya başladığınızda, bugün karşılaştığınız her krizin geçmişte atılmış ilmeklerini görürsünüz.
Bugün Batı medyasının manşetlerinde, siyasilerin kürsülerinde veya dijital platformların algoritmalarında karşımıza çıkan o sistematik “Türk düşmanlığının” kökeni, sanıldığı gibi kendiliğinden gelişmiş sosyolojik bir refleks değildir. Ortada bir tesadüf yok; aksine kilisenin, sözde aydınların, emperyalist siyasetçilerin ve medyanın yüzyıllardır ilmek ilmek dokuduğu, laboratuvar ortamında üretilmiş kurumsal bir nefret projesi var. Meseleyi günlük siyasi krizlerin sığlığından çıkarıp bu projenin anatomisine bakmak zorundayız.
Batı zihnindeki Türk nefretinin ilk kitlesel manifestosunu anlamak için 1095 yılına, Papa II. Urbanus’un Haçlı Seferleri’ni başlattığı o karanlık güne gitmek gerekir. Selçukluların Anadolu’ya girmesiyle birlikte, jeopolitik bir güç kayması Papalık tarafından ustaca bir teolojik kurguya dönüştürüldü. Sıradan Avrupalı köylüye Türkler, sadece sınırları zorlayan bir “barbar” ordusu olarak değil; Tanrı’nın, İsa’nın ve Hristiyanlığın varoluşsal en büyük düşmanı olarak pazarlandı. Bu, tarihin gördüğü en büyük “rıza imalatı” operasyonlarından biriydi. Din, kitleleri Doğu’nun zenginliklerini yağmalamaya ikna etmek için kullanılan bir aparattı ve bu kurgunun merkezindeki değişmez şeytan figürü “Türk”tü.
Zaman ilerledi, Rönesans ve Reformasyon rüzgârları Avrupa’yı sardı. Ancak “aydınlanan” Avrupa’nın Türk’e bakışı daha da karanlık bir hal aldı. Martin Luther gibi reformistler, kiliseye başkaldırırken bile kitleleri konsolide etmek için aynı düşmana sarıldılar. Luther’in kaleminden Türkler, “Tanrı’nın günahkâr Hristiyanları cezalandırmak için gönderdiği bir kırbaç” veya doğrudan “Deccal” olarak........
