Geriye bakış: Acının imbatından geçen bir ruh
Hayatımın rotasını çizen çizgiler, neşe dolu kahkahalarla değil, sessizce katlanılan acıların keskin uçlarıyla kazınmış.
Acı, sadece can yakmaz; insanı yeniden inşa eder. Gençliğin o hoyrat ve gürültülü heyecanları, yerini ağır ağır bir sessizliğe bıraktı. Yaşadığım her hayal kırıklığı, ruhumdaki fazlalıkları yonttu. Başlarda isyan ettiğim o “neden ben?” sorusu, zamanla yerini “bu bana ne anlatıyor?” sessizliğine bıraktı.
Bugün “düşünceli bir insan” olduğumu söylerken, bu sadece nezaketle ilgili bir tanım değil. Bu, her adımın, her sözün ve her susuşun bir tartıdan geçmesi demek. Acı dolu bir geçmiş, insanı bir “yol ayrımı”na getirir: Ya dünyadan intikam alacaksın ya da dünyanın eksikliğini kendin tamamlamaya çalışacaksın. Ben ikinci yolu seçtim.
Düşünceli olmak, hayatın sillesini yemiş birinin, başkasına el kaldırırken iki kez düşünmesidir. Bir sözün nereye gideceğini, bir bakışın kalpte ne kadar yer kaplayacağını bilmektir. Çünkü biliyorum ki; kırılan bir şeyi onarmak, onu hiç kırmamaktan çok daha zordur.
“İnsan, yarası yarasına denk geleni severmiş. Benim dünyamda ise artık sadece yaraları anlamak değil, o yaraların neden açıldığını sezecek kadar derin bir sükûnet var.”
Geriye baktığımda gördüğüm o enkaz, aslında bugünkü kalemimin mürekkebi, sesimin tınısı ve bakışımdaki o anlamlı durgunluktur. Hayat bana cömert davranmadı belki, ama beni bilge kıldı. Acı dolu bir hayatın sonunda ulaştığım bu “düşünceli” mertebe, ödediğim bedelin en kıymetli üstü kalsınıdır.
Artık sadece bakmıyorum, görüyorum. Sadece duymuyorum, anlıyorum. Ve en önemlisi; artık sadece yaşamıyorum, her anın ağırlığını hissederek var oluyorum.
Her insanın hayatında, her şeyin bittiğini sandığı o “mutlak sessizlik” anı vardır. Benimki, yağmurlu bir gece yarısı ya da büyük bir gürültüyle gelmedi. Tam aksine, hayatın sıradan bir gününde, içimdeki o son direnç kalesinin de yıkıldığını hissettiğim o an geldi. Geriye bakınca görüyorum........
