İstanbul Boğazı’nda Gün Batımına Kürek Çekmek: Dolphine Kano ile Muazzam Bir Deneyim
İki kıtayı birbirine bağlayan, binlerce yıllık efsanelere ev sahipliği yapan İstanbul’u tanımanın ve hissetmenin sayısız yolu vardır. Vapurların ardından martılara simit atmak, tarihi yarımadanın taş sokaklarında kaybolmak ya da Boğaz kıyısındaki korulardan şehri izlemek bunlardan yalnızca birkaçı. Ancak İstanbul’un asıl kalbine ulaşmak, yani suyun tam üzerine inip o kadim ruha dokunmak bambaşka bir dünyanın kapısını aralıyor. Bu kez rotamızı, alışılagelmiş şehir telaşından tamamen sıyrılıp kendimizi suyun akışına bırakmak üzere Dolphine Kano Kürek Kulübü’ne çevirdik. Amacımız yalnızca Boğaz’da kürek çekmek değil; gün batımının o büyüleyici altın saatlerinde, suyun yüzeyinden şehre yepyeni bir gözle bakmaktı.
Dolphine Kano’nun tesisine adım attığımız ilk anda bizi işletmenin kurucusu ve tecrübeli eğitmeni Ferhat Bey karşıladı. Ferhat Bey’in pozitif enerjisi, misafirperverliği ve spora duyduğu tutku daha ilk dakikadan itibaren güven veren bir atmosfer yaratıyor. Boğaz dendiğinde akla gelen ilk şeylerden biri güçlü akıntılar, dev yük gemileri ve hızlı tekneler olduğu için pek çok kişinin zihninde kano yapmaya dair doğal bir çekince oluşabilir. Ancak Ferhat Bey ve ekibinin titiz yaklaşımı, bu endişelerin ne kadar yersiz olduğunu hemen gösteriyor. Burada güvenlik kesinlikle bir tercih değil, vazgeçilmez bir kural. Karaya adım attıktan hemen sonra her katılımcıya bedenine uygun profesyonel can yelekleri giydiriliyor ve yeleklerin tam oturduğundan emin olunuyor.
Suya inmeden önce karada verilen kısa ama son derece etkili eğitim başlıyor. Ferhat Bey, küreğin nasıl kavranacağını, suyun içindeki açısını, bedenin nasıl dengede tutulması gerektiğini ve dalgalarla karşılaşıldığında nasıl bir duruş sergilenmesi gerektiğini en sade biçimde aktarıyor. Daha önce eline hiç kürek almamış birinin bile saniyeler içinde anlayabileceği pratik bilgilerle donatılıyorsunuz. Bu........
