Tevrat'ın Türk Evlatları: Karay Yahudileri ı— Ebu Hanife, Anan Ben David ve Musevi Türklerin Sıra Dışı Serüveni
8. yüzyılda Bağdat’ın karanlık bir zindanında yaşanan baş başa görüşme, sadece bir insanın hayatını kurtarmakla kalmadı; Mezopotamya'dan Kırım kayalıklarına, Haliç kıyılarından Baltık Denizi’ne kadar uzanan 1200 yıllık devasa bir tarihsel dönüşümün fitilini ateşledi.
İslam hukukunun en büyük dâhisi İmam-ı Azam Ebu Hanife ile Yahudilik tarihinin en radikal kırılmalarından birine imza atan Anan ben David’in yolları, Abbasi Halifesi Ebû Cafer el-Mansur’un hapishanesinde kesişti.
Bir İslam aliminin verdiği hukuki strateji, Yahudilik içinde devrimci bir hareket doğurdu. Bu hareket, Hazar Kağanlığı ve Kıpçak boylarıyla birleşip Öz Türkçe konuşan ve İbrani dinine mensup olan Karay Türklerinin doğuşuna zemin hazırladı.
1. Bağdat Zindanında Zeka Diplomasisi
Miladi 8. yüzyılın ortalarında Abbasiler yeni başkent Bağdat’ı inşa ederken, Halife Mansur siyasi otoritesine tehdit gördüğü isimleri zindana atıyordu.
Bu mahkûmlardan ilki, sarayın kadılık teklifini ve siyasi baskılarını reddeden İmam-ı Azam Ebu Hanife’ydi. İkincisi ise Babil Yahudi toplumunun liderliği (Re'sülcâlût) seçimlerini kaybedip kendi bağımsız cemaatini ilan eden ve idama mahkûm edilen Anan ben David’di.
İdam gününü bekleyen Anan, zindanda Kûfe fıkıh ekolünün akılcı lideri Ebu Hanife’ye durumunu açtı. Ebu Hanife, Kûfe ekolünün re'y ve kıyas usulünü kullanarak ona hayat kurtaran şu tavsiyeyi verdi:
"Halifeye mevcut Yahudi cemaatinin bir üyesi olmadığını, tamamen farklı bir dini anlayışa sahip olduğunu söyle. Onların kabul ettiği Talmud’u reddettiğini, takvim hesabını bile hilali gözlemleyerek ayrı yaptığını beyan et. Böylece devlete isyan etmiş bir asi değil, yeni bir mezhebin kurucusu olarak yargılanırsın."
Anan ben David, Halife’nin huzurunda bu savunmayı........
