menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Borsa İstanbul’un sorunları ve çözüm yolları (2)

8 0
21.10.2026

ÖNCEKİ YAZININ DEVAMI:

Avrupa'daki şüpheli işlem bildirimi örnek alınmalı

Avrupa Birliği'nde uygulanan Piyasa Suistimali Tüzüğü, finansal işlemleri gerçekleştiren veya düzenleyen belirli kuruluşlara şüpheli emir ve işlemleri yetkili makamlara bildirme sorumluluğu yüklüyor.

STOR olarak bilinen bu mekanizma, piyasa manipülasyonu veya içeriden öğrenenlerin ticareti şüphesi doğuran işlemlerin bildirilmesine imkân sağlıyor.

Türkiye'de de aracı kuruluşların yükümlülükleri ve çeşitli gözetim mekanizmaları mevcut. Ancak Avrupa örneğindeki standartlaştırılmış bildirim yaklaşımının, sektör genelinde ölçülebilir ve karşılaştırılabilir bir düzeyde geliştirilmesi de değerlendirilmeli.

SPK, ilgili kurumlarla birlikte her yıl anonimleştirilmiş piyasa gözetim istatistiklerini yayımlayabilir.

Kaç olağan dışı işlem bildirimi alındı? Kaçı ayrıntılı incelemeye dönüştü? Önleyici tedbirler ne kadar sürede uygulandı?

Bunlar piyasayı yönlendirecek işlem sırları değil, denetimin etkinliğini değerlendirmeye yarayacak göstergelerdir. Elbette bildirim sayısının artması tek başına başarı anlamına gelmez. Önemli olan, gerçek risklerin zamanında belirlenmesi ve masum piyasa hareketlerinin gereksiz yere şüpheli hâle getirilmemesidir.

Her yatırım fonunun bir likidite göstergesi olmalı

Bugün bir yatırımcı telefonundan fonunun günlük getirisini kolaylıkla görebiliyor. Fakat aynı yatırımcı, fonun elindeki varlıkların ne kadarının kısa sürede nakde çevrilebileceğini çoğu zaman aynı kolaylıkla anlayamıyor? Bunu bilmeye ve erişmeye hakkı var yatırımcının. Hepimiz biliyoruz ki, finans dünyasında yüksek getiri ile yüksek likidite aynı şey değildir.

Bir fonun portföyündeki varlıklar yükseliyor olabilir. Ancak bu varlıkların işlem hacmi sınırlıysa çok sayıda yatırımcı aynı anda satış yapmak istediğinde beklenen fiyatlardan işlem gerçekleşmeyebilir.

Avrupa Birliği'nin UCITS ve alternatif yatırım fonları için geliştirdiği likidite yönetimi yaklaşımı burada önem kazanıyor. Avrupa düzenlemelerinde, fonlardan çıkışların maliyetini adil biçimde dağıtmayı amaçlayan swing pricing, çıkışları belirli koşullarda sınırlandırabilen mekanizmalar ve stres dönemlerine ilişkin başka araçlar bulunuyor.

Türkiye'de fonlara ilişkin risk derecelendirmesi, portföy raporları ve tasfiye kuralları zaten mevcut. Benim önerim bunları tamamlayan yeni bir fon likidite ve yoğunlaşma göstergesi oluşturulmasıdır. Her fon için yatırımcının anlayabileceği ortak bir ekranda, portföyün belirli varlıklara ne ölçüde yoğunlaştığı, tahmini nakde dönüş kapasitesi, stres koşullarında ortaya çıkabilecek satış maliyeti ve önemli ilişkili taraf riskleri standart yöntemlerle gösterilmeli.

Bu bilgiler, yatırımcıya kazanç veya anapara garantisi olarak sunulmamalı. Aynı şekilde bütün portföy işlemlerinin anlık açıklanması da zorunlu tutulmamalı; çünkü böyle bir uygulama fonların işlem stratejilerini açığa çıkarabilir.

Önemli olan, yatırımcının günlük kazanç kadar taşıdığı riski de........

© Haberler