Araf’tan Sılaya: Pasaportu Alman, Kalbi "Ay-Yıldız" Bir Kuşağın Hikayesi "Almancı."
Bu kelimeyi ne zaman duysam, içimde bir yerlerde ince bir sızı hissederim. Ne tam oraya ait olabilmenin ne de buraya kabul edilebilmenin yarattığı o görünmez sınır çizgisi... Ama bugün size ne bir kurban psikolojisi anlatacağım ne de iki kültür arasında sıkışıp kalmış bir "kimlik krizi" ağıtı yakacağım. Aksine; Stuttgart’ta, Köln’de ya da Berlin’de doğmuş, büyüme çağını panzerlerin, düzenli caddelerin ve "Ordnung" (düzen) kelimesinin gölgesinde geçirmiş, fakat ruhunun her zerresiyle kendini Türk hisseden o çocukların sesini taşıyacağım buraya. Almanyada doğduk, burada okuduk, buranın ekonomisine, kültürüne yön veriyoruz. Almancayı en az ana dilimiz kadar kusursuz konuşuyor, buranın kurallarına riayet ediyoruz. Ancak iş kalbe, aidiyete ve ruhun o tarifsiz çekim gücüne geldiğinde, bizim pusulamız her zaman tek bir yönü gösteriyor: Türkiye’yi. "Neden?" Diye Soruyorlar... Alman dostlarımız anlamakta zorlanıyor bazen: "Burada doğdun, buranın imkanlarıyla büyüdün, neden kendini tümüyle Türk hissediyorsun?" diyorlar.........
