menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Güvenin “G”si kalmadı!

13 0
sunday

Güven nedir? İnsan kime güvenir? Güveni nerede aramalıyız? Bir insana güvenebilmek için hangi özelliklere sahip olması gerekir?

Bu soruların cevapları herkese göre değişebilir. Ancak değişmemesi gereken bir hakikat vardır: Güven, insanın söyledikleriyle yaptıklarının birbirini doğrulamasıdır.

Güven, zor günlerde belli olur. Menfaatin bittiği yerde, makamın kaybedildiği gün, güçlünün karşısında haklının yanında durabilmektir güven.

Bugün Türkiye’nin dünden, belki de yarından çok daha fazla güvene ihtiyacı var. Özellikle de siyasette! Çünkü ülkemizde ekonomik krizden, adaletsizlikten, liyakatsizlikten daha az konuşulan ama en az onlar kadar tehlikeli bir kriz yaşanıyor: GÜVEN KRİZİ!

İnsanlar artık verilen sözlere inanmıyor. Dün söylenenlerin bugün inkâr edildiğini, dün karşı çıkılanların bugün savunulduğunu, dün uğruna mücadele edilen değerlerin bugün siyasi hesaplara kurban edildiğini görüyor. Siyasetçinin sözüyle eylemi arasındaki mesafe büyüdükçe milletin siyaset kurumuna olan güveni de eriyor.

Peki, sadece siyasetçiler mi güven kaybetti? Hayır! Asıl acı olan, bizim mahallede de güvenin neredeyse “G”sinin kalmamış olmasıdır!

KIRK YILLIK MÜCADELENİN ACI MUHASEBESİ

Bizler ömrümüzün kırk yılı aşkın bir bölümünü bir davanın, bir inancın, bir idealin peşinde geçirdik. Gençliğimizi verdik. Sevdiklerimizden ayrı kaldık. Hapishaneler gördük. Arkadaşlarımızı toprağa verdik. Kimi zaman yoklukla, kimi zaman haksızlıkla, kimi zaman da kendi içimizde yaşadığımız hayal kırıklıklarıyla mücadele ettik.

Bütün bunları makam, mevki, ihale ya da şahsi ikbal için yapmadık. Bizim kuşağımızın büyük bir bölümü için dava, ekmek kapısı değil, bir ömürlük namus meselesiydi.

Ama bugün dönüp arkamıza baktığımızda ne görüyoruz? Dün birbirine kardeşim diyenlerin bugün birbirinin yüzüne bakamadığını, dün ilkelerinden taviz vermeyeceğini söyleyenlerin bugün makam uğruna nasıl değiştiğini, dün yanlışlara karşı çıkanların bugün aynı yanlışları savunduğunu görüyoruz. Ve en acısı, dün kendisine emanet edilen insanların güvenini, kendi geleceğinin basamağına dönüştürenleri görüyoruz.

İsim mi istiyorsunuz? İnanın, tek tek yazabilirim! Kimlerin hangi sözleri verdiğini, hangi sözlerinden döndüğünü, kimlerin arkadaşlarını yarı yolda bıraktığını, kimlerin dava arkadaşlığını siyasi pazarlıkların malzemesi hâline getirdiğini örnekleriyle anlatabilirim. Ama yapmayacağım! Çünkü mesele artık şahısların ötesine geçmiştir.

Kırk yıllık siyasi mücadelemizde her birimizin hayal kırıklıkları, hüsranları, hüzünleri ve hicranları olmuştur. Eminim ki geçmişi birlikte yaşadığımız insanlara sorsak, hemen herkes benzer isimleri, benzer hadiseleri ve benzer kırgınlıkları sıralayacaktır.

Demek ki sorun yalnızca kişilerde değil, kişileri değiştiren ve ilkeleri aşındıran siyasi anlayıştadır.

DAVA ARKADAŞLIĞINDAN MENFAAT ARKADAŞLIĞINA

Bir zamanlar bizim mahallede bir insanın sözü senet kabul edilirdi. Arkadaşlık yalnızca iyi günlerde değil, en ağır bedellerin ödendiği zamanlarda da devam ederdi. Bir arkadaşımızın başına bir iş geldiğinde önce hangi makamda olduğuna değil, hangi sıkıntıyı yaşadığına bakardık.

Şimdi ise bazen insanın değeri taşıdığı unvanla, oturduğu koltukla, genel başkana yakınlığıyla ölçülüyor. Makamı varsa etrafı kalabalık, makamı yoksa telefonu sessiz! Dün kapısında bekleyenlerin bugün selam vermediği insanlar var. Dün birbirlerine sadakat yemini edenlerin bugün........

© Habererk