menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türk Kürt Arap söylemi

25 0
21.02.2026

Türk–Kürt–Arap kardeşliği ile “terörsüz Türkiye” ve “terörsüz bölge” söylemleri, Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyanın jeostratejik, jeopolitik ve jeoekonomik gerçekleriyle doğrudan ilişkilidir. Bu yaklaşım, tarihsel hafıza ile güncel güvenlik ve kalkınma ihtiyaçlarının kesişim noktasında şekillenmektedir.

Türkiye’nin yer aldığı coğrafya, tarih boyunca siyasi hâkimiyet kurduğu ve kültürel etkileşim içinde bulunduğu geniş bir alanı kapsamaktadır. Bu bölgede, Türkiye ile tarihî, etnik, kültürel ve dinî bağları bulunan topluluklar yaşamaktadır. Dolayısıyla söz konusu coğrafya, yalnızca fiziki bir mekân değil; aynı zamanda tarihsel sürekliliğin, toplumsal ilişkilerin ve ortak medeniyet birikiminin tezahür ettiği bir havzadır.

Bununla birlikte bölge, enerji kaynakları, su havzaları ve ulaşım koridorları bakımından küresel ölçekte stratejik öneme sahiptir. Bu nedenle bölgesel gelişmeler, yalnızca yerel dinamiklerle değil, aynı zamanda küresel güç rekabeti bağlamında da değerlendirilmelidir. Orta Doğu ve çevresi; büyük güçlerin nüfuz mücadelesine, vekâlet savaşlarına, iç çatışmalara, mezhepsel ve etnik temelli gerilimlere sahne olmaktadır. Bu durum, bölgeyi uluslararası güvenlik sisteminin en kırılgan alanlarından biri hâline getirmiştir.

Türkiye’nin ulusal güvenlik politikaları da bu çok katmanlı güç dengeleri içerisinde şekillenmektedir. Böylesine karmaşık ve rekabetçi bir ortamda, her devlet gibi Türkiye’nin de millî menfaatlerini koruma ve bölgesel istikrarı önceleme sorumluluğu bulunmaktadır.

Demografik açıdan bakıldığında, Türkiye’de yaklaşık 15–17 milyon Kürt kökenli vatandaş yaşamaktadır. Irak, İran ve Suriye başta olmak üzere bölge genelinde ise 25 milyondan fazla Kürt nüfus bulunduğu tahmin edilmektedir. Bu çerçevede, Orta Doğu coğrafyasında toplam Kürt nüfusunun 40–45 milyon aralığında olduğu ifade edilmektedir.

Benzer şekilde Orta Doğu’da yaklaşık 20 Arap ülkesi bulunmakta ve bu ülkelerde yaklaşık 260 milyon Arap nüfus yaşamaktadır. Kuzey Afrika’nın da dâhil edilmesiyle birlikte toplam Arap nüfusu 400 milyona yaklaşmaktadır. Bu demografik büyüklük; siyasi, ekonomik, askerî, enerji, su kaynakları ve ticaret hatları bakımından önemli bir potansiyel anlamına gelmektedir.

Bu bağlamda Türk–Kürt–Arap iş birliği söylemi, kimliklerin ortadan kaldırılmasına, yeni bir kimlik oluşturulmasına, yeniden Osmanlıcılık isteğine değil; bölgesel istikrarın, karşılıklı güvenliğin ve ortak kalkınma alanlarının güçlendirilmesine, güvenlik ve bekaya yönelik stratejik bir perspektife işaret etmektedir. Bölgesel iş birliği arayışlarının ise farklı ulusal ve uluslararası aktörler tarafından çeşitli gerekçelerle eleştirildiği veya buna mesafeli yaklaşıldığı görülmektedir. Bu durum, Orta Doğu’nun çok aktörlü ve rekabetçi jeopolitik yapısının doğal bir sonucudur.

Sonuç olarak, Türkiye’nin güvenlik ve dış politika vizyonu; tarihsel bağları, demografik gerçekleri, enerji ve su kaynakları gibi stratejik unsurları ve küresel güç dengelerini birlikte değerlendiren bütüncül bir çerçevede ele alınmalıdır.

Bölgesel barış, istikrar ve iş birliği perspektifi de bu bütüncül yaklaşımın temel unsurlarından biri olarak değerlendirilebilir.

Türkiye'nin milli çıkarlarına yönelik bu stratejisine başta İsrail olmak üzere, küresel emperyalizmin ve Siyonizmin emrinde çalışan bazı Arap ülkeleri, PKK PYD SDG gibi terör örgütlerinin unsurları tarafından karşı çıkıldığını ve engellemek için çalışıldığını net olarak görmekteyiz.

Türkiye en az 7 yıl savaş, etnik ve mezhepsel çatışmalardan uzak durmalı, iç cephede Birlik ve beraberlik içinde yaşayarak ve zaman kazanarak küresel güç olmalı, Türk birliğini kurmalıdir.


© Habererk