Nereye gidiyoruz?
“Yeni Türkiye” dedik,
“Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.” dedik,
“Türkiye Yüzyılı” dedik,
“Yerli ve Milli” dedik…
Güzel sloganlarla bugünlere vardık.
Bugün yarınlara dair endişelerimizi daha güçlü vurgularla dile getirmek “milli görev” haline geldi.
Tartışmalı meselelere hiç girmeyeceğim.
İnsanımız her şeye itiraz ediyor, moraller bozuk, saldırmak için yer arıyor.
Ben tartışmasız gerçeklerden, iktidardan çıkan ve muhalefetin de itiraz etmediği resmi verilerden söz edeceğim.
Şu soruyla başlayalım:
Bizim memlekette doğurganlık her yıl düşüyor mu, bu alanda rekor üstüne rekor kırıyor muyuz?
2001’de 2,38 olan doğurganlık hızı, 2014’ten itibaren aralıksız geriledi ve 2025’te 1,42’ye indi.
Nüfusun kendini yenileme eşiği 2,10;
Türkiye 2017’den beri, dokuz yıldır bunun altında kalıyor.
Şimdi çok çok altında.
Canlı doğum 2001’de 1 milyon 323 bin, 2020’de 1 milyon 120 bin, 2024’te 940 bin, 2025’te 895 bin…
Kaba doğum hızı binde 20,3’ten binde 10,4’e düştü.
81 ilden 76’sında doğurganlık 2,10’un altında.
1,50’nin altında kalan il sayısı 59.
Üç çocuğun üstünde tek il Şanlıurfa, 3,15.
Bunları ortaya koyduktan sonra
“En az üç çocuk!” çağrısının nasıl karşılık bulduğuna da bakalım.
TÜİK’in verdiği 2025 dağılımı şöyle:
0-17 yaş çocuğu olmayan hane: yüzde 58,1
Tek çocuk: yüzde 19,1
İki çocuk: yüzde 14,1
Dört çocuk: yüzde 1,9
Beş ve üzeri: yüzde 1,1
Üç ve daha fazla çocuklu hane, toplamın yüzde 8,7’si.
En kalabalık çocuklu dilim, tek çocuk.
Çocuksuz hane ise çoğunlukta.
Resmi........
