menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Belediye başkanlarına da dokunulmazlık zırhı olur mu?

32 0
14.05.2026

Türkiye’de dokunulmazlık tartışmaları hiçbir zaman teknik bir hukuk meseleden ibaret kalmadı. Bu konu her dönem siyasal rejimin niteliği, kuvvetler ayrılığı anlayışı, yargının bağımsızlığı ve kamu yönetimindeki etik standartlarla birlikte ele alındı. 

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftçi’nin yolsuzluk ve yozlaşma iddiaları nedeniyle haklarında dava açılan CHP’li belediye başkanlarından yola çıkarak yerel yöneticilere de iktidar olmaları halinde dokunulmazlık getirecekleri görüşü pek çok boyutuyla ele alınmak zorunda... 

Bu yaklaşımın dikkat çekici yönü, Türkiye’de uzun yıllardır özellikle muhalefet tarafından savunulan “hesap verebilir siyaset” anlayışıyla arasında belirgin bir mesafe koymalarıdır.  Özellikle belediyelerde yolsuzluk, ihale usulsüzlüğü, rant ilişkileri ve organize çıkar ağlarına ilişkin soruşturmaların konuşulduğu, bazı belediye yöneticilerinin etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak itiraflarda bulunduğu bir dönemde “dokunulmazlık” fikrinin ortaya atılması doğal olarak ciddi sorgulamaları gerektirmektedir. 

Bu tür koruma önerisi gerçekten demokratik faaliyet özgürlüğünü mü korumayı amaçlıyor, yoksa siyasal kadroları yargısal süreçlerden uzak tutma refleksi mi devreye giriyor?

Dokunulmazlık kavramının tarihsel kökenine bakıldığında, modern parlamenter sistemlerde bunun keyfi bir ayrıcalık olarak ortaya çıkmadığı görülür. 

Özellikle İngiliz parlamenter geleneğinde gelişen “parliamentary privilege” anlayışı, kralın veya yürütme organının parlamentoyu baskı altına almasını engellemek amacıyla oluşturulmuştur. Yani klasik anlamda dokunulmazlığın temel amacı kişiyi değil, parlamentonun bağımsızlığını korumaktır. 

Bu nedenle çağdaş anayasalarda iki farklı koruma biçimi bulunur: yasama sorumsuzluğu ve yasama dokunulmazlığı. Yasama sorumsuzluğu, milletvekillerinin Meclis’te söyledikleri sözlerden ve kullandıkları oylardan dolayı cezalandırılamamasıdır. Bu, çağdaş demokrasilerde neredeyse mutlak kabul edilen bir ilkedir. Aksi halde aykırı görüşlerin susturulması mümkün hale gelir. 

Yasama dokunulmazlığı, yani milletvekilinin belirli şartlar dışında yargılanamaması veya gözaltına alınamaması ise daha tartışmalı bir alandır. Çünkü bu koruma demokratik siyasetin güvenliği için gerekli olabileceği gibi cezasızlık mekanizmasına da dönüşebilir. Bugün gelişmiş demokrasilerde genel eğilim, dokunulmazlığı genişletmek değil daraltmak yönündedir. Kamu gücü kullananların hesap verme yükümlülüğü sıradan vatandaştan daha az değil, daha fazla olmalıdır. Bu nedenle Avrupa’daki birçok sistemde dokunulmazlık siyasal faaliyet alanıyla sınırlı tutulmakta, kişisel suçlara veya kamu kaynaklarının kötüye kullanılmasına........

© Haber7