Medya ve hukukta yeni sınır
Y Z gerçeği mi üretiyor, gerçeği mi değiştiriyor?
Videoda tanınmış bir siyasetçi çok tartışılacak bir konuşma yapıyor. Ses tonu doğal, mimikleri gerçekçi, görüntü kusursuz… Birkaç yıl önce olsaydı büyük ihtimalle "Demek bunu gerçekten söylemiş." der geçerdik.
Bugün ise ilk akla gelen soru başka: "Acaba bu gerçek mi?"
Yapay zekâ yalnızca hayatımıza yeni bir teknoloji getirmedi; gerçeğe duyduğumuz güveni de yeniden tanımlamaya başladı.
Eskiden bilgiye ulaşmak zordu. Şimdi ise bilgiye ulaşmak kolay, ama doğru bilgiye ulaşmak her zamankinden daha zor.
Belki de çağımızın en büyük problemi bilgi eksikliği değil, ‘’hakikat’’ fazlalığıdır. Çünkü önümüze her gün milyonlarca metin, video, ses kaydı ve görsel düşüyor. Bunların hangisi gerçek, hangisi yapay, hangisi eksik ya da manipüle edilmiş; bunu anlamak giderek güçleşiyor.
Bu değişimin en fazla hissedildiği iki alan ise medya ve hukuk.
Çünkü biri gerçeği topluma anlatmaya çalışıyor, diğeri ise o gerçeğe dayanarak adalet dağıtıyor.
Haber merkezlerine sessiz bir meslektaş geldi
Bugün dünyanın birçok medya kuruluşunda yapay zekâ artık deneysel bir teknoloji değil.
Spor haberlerini hazırlıyor. Borsa verilerini yorumluyor. Uzun raporları birkaç saniyede özetliyor. Farklı diller arasında çeviri yapıyor. Arşivleri tarıyor. Görüntülerin nerede ve ne zaman çekildiğini analiz ediyor.
Gazeteciler için saatler sürecek bazı işleri dakikalar içinde tamamlıyor. Bütün bunlar gazetecilik açısından önemli bir kazanım.
Çünkü teknoloji, rutin işleri üstlendikçe gazetecinin araştırmaya, sorgulamaya ve sahaya daha fazla zaman ayırması mümkün olabilir.
Ancak aynı teknoloji başka bir soruyu da beraberinde getiriyor.
Artık haberleri gazeteciler mi seçiyor, yoksa algoritmalar mı?
Sabah telefonumuzu elimize aldığımızda karşımıza çıkan haberlerin büyük bölümü aslında görünmez algoritmaların tercihidir.
Biz çoğu zaman haber seçtiğimizi sanıyoruz. Oysa çoğu zaman haber bizi seçiyor.
Algoritmalar bizi ne kadar tanıyor?
Dijital platformlar ilgi alanlarımızı, tıklamalarımızı ve izleme alışkanlıklarımızı analiz ederken, Bir süre sonra yalnızca hoşumuza gidecek içerikleri göstermeye başlıyor.
İlk bakışta bu konforlu görünüyor. Ama küçük bir sorun var. Farklı düşünceler yavaş yavaş hayatımızdan çıkıyor. Kendi fikirlerimizi doğrulayan içeriklerle çevrili bir dünyanın içine giriyoruz.
İletişim literatüründe buna "filter bubble" yani filtre balonu deniliyor.
Belki de bugün toplumların giderek daha kolay kutuplaşmasının nedenlerinden biri sadece siyaset değil; bizi sürekli kendimize benzeyen fikirlerle buluşturan algoritmalar olabilir.
Gördüklerimiz gerçek........
