menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çarpık dünya düzeninin görünmeyen yüzü: Nes ziona

15 0
22.08.2026

נֵס־צִיּוֹנָה (Nes Tziyyona)

Konvansiyonel Sınırların Ötesinde…

Görünmez kuşatma ve Türkiye Projeksiyonu

Yirmi birinci yüzyıl, insanlık tarihinin gördüğü en büyük güç ve egemenlik dönüşümüne sahne olmaktadır. Bugün artık devletlerin bağımsızlığı ve sınır güvenliği yalnızca karada, havada, denizde veya uzayda fiziki nöbet tutmakla korunamamaktadır.

Dijital devrimle birlikte ortaya çıkan yeni mücadele alanı, doğrudan "veri", "genetik" ve "algoritmalar" üzerinden şekillenmektedir. Ancak yönetim mekanizmalarının ve teknik stratejilerin mutfağından gelen otuz yılı aşkın bir tecrübeyle baktığımda, küresel aklın bu yeni nesil teknolojileri kullanarak coğrafyamız üzerinde yürüttüğü, sessiz ve görünmez bir işgal projesi iddiaları tüm çıplaklığıyla anlatmalıyız.

Dünya kamuoyu, Ortadoğu’daki politikasını (Arz-ı Mev’ud ideolojisini) sadece haritalar üzerindeki fiziki sınır genişlemeleri veya tanklarla, uçaklarla yapılan konvansiyonel saldırılar üzerinden okumaktadır.

Bu, endüstrinin ve siyasetin içine düştüğü en büyük kolektif yanılgılardan biridir. Oysa karşımızda duran asıl tehlike; sınırların ötesine sızan, tank namlularıyla değil, fiber kablolarla, biyometrik veri tabanlarıyla, tarımsal algoritmalarla ve siber yazılımlarla yürütülen "Asimetrik bir Projeksiyon"

NES ZİONA נֵס־צִיּוֹנָה (Nes Tziyyona)

Burada dikkat edilmesi gereken kritik nokta, biyolojik araştırmanın kendisinin biyolojik silah anlamına gelmediğidir. Ancak biyoteknoloji, genomik, patojen araştırmaları ve biyolojik tehditlerin tespiti gibi alanların aynı zamanda çift kullanımlı (dual-use) teknolojiler olması, bu kapasitenin güvenlik ve şeffaflık açısından uluslararası toplum tarafından yakından izlenmesini gerekli kılmaktadır. (WHO, 2022- Global Guidance Framework for the Responsible Use of the Life Sciences: Mitigating Biorisks and Governing Dual-Use Research, 2022. )

IIBR'nin kendi açıklamalarında dahi biyolojik tehdit ajanlarının tespiti, patogenez araştırmaları, genomik çalışmalar ve biyoteknolojik üretim kapasitesi açıkça yer almaktadır. (IIBR – Detection / National Biological Laboratory, Israel Institute for Biological Research. )

Bu nedenle asıl sorulması gereken soru, doğrulanmamış biçimde belirli toplumları hedef alan "etnik genetik silahların" geliştirilip geliştirilmediğini kesin bir gerçek gibi ortaya koymak değil; genomik veri, yapay zekâ ve biyoteknolojinin hızla birleştiği bir dünyada, bu teknolojilerin hangi sınırlar içinde kullanılacağını ve kim tarafından denetleneceğini sormaktır.

Çünkü geleceğin biyolojik güvenliği yalnızca laboratuvarlarda geliştirilen bir ilacın veya aşının güvenliğiyle sınırlı değildir. İnsan genomunun büyük ölçekli analiz edilebildiği, biyolojik özelliklerin yapay zekâ ile sınıflandırılabildiği ve patojenlerin genetik yapısının yüksek hızda çözümlenebildiği bir çağda, genomik veri egemenliği de milli güvenliğin yeni unsurlarından biri haline gelmektedir. ( OECD (2023) – Genomik veri yönetişimi ve güvenliğine ilişkin çalışmalar)

Türkiye açısından çıkarılması gereken ders de burada başlamaktadır: İnsanlarımızın sağlık, biyometrik ve genetik verilerinin nasıl toplandığı, nerede saklandığı, kimler tarafından işlendiği ve hangi amaçlarla kullanılabildiği artık yalnızca kişisel mahremiyet meselesi olarak görülmemelidir. Bunlar aynı zamanda uzun vadeli biyogüvenlik ve milli güvenlik başlıklarıdır.

Biyometrik Savaş "Etnik Biyolojik Silah"

Bu projeler bugün en büyük yanılgı, siber saldırıları sadece web sitelerinin çökertilmesi veya banka hesaplarının hacklenmesi olarak görmektir. siber istihbarat firmalarının ve küresel teknoloji tekellerinin asıl hedefi, hedef ülkelerin, özellikle de Türkiye’nin "biyometrik ve genetik hafızasını" ele geçirme iddialarıdır. Küresel ölçekte yürütülen popüler soy ağacı testleri, dijital sağlık........

© Haber7