Kendi küçük etkisi büyük ada: Singapur
Geçtiğimiz haftalarda iki yazı halinde yayımladığım Hindistan GOYA’sı esnasında iki günlüğüne Singapur’a uçup iş için temaslarda bulundum ve aynı zamanda şehri GOYAladım. Singapur’a gelince insanın gördüğü düzenin, zenginliğin ve planlılığın arkasında nasıl bir tarih olduğunu merak etmemesi zor. Singapura 1984den beri birçok kez geldim, tabii gelişmeleri biliyordum ama yine de araştırdım. Singapur’un tarihi elbette 1819’da başlamıyor. Ada Orta Çağ’dan itibaren Malay(*) dünyasının ticaret ağlarının bir parçası. Ama modern Singapur’un dönüm noktası, Stamford Raffles ve William Farquhar’ın İngiliz Doğu Hindistan Şirketi adına buraya gelip bir ticaret merkezi kurduğu 1819 yılı.
(*) Malaylar, Güneydoğu Asya’da özellikle Malay Yarımadası ve çevresindeki adalarda yaşayan, ortak dil ve kültür bağları bulunan bir halktır. Malay dünyası ifadesi yalnızca bugünkü Malezya’yı değil, daha geniş bir küresel coğrafyayı anlatır.
Tarihte gördüğümüz İngilizler ve İspanyollar, Portekizliler dahil Batı dünyası, Osmanlı’nın o vakit bilinen dünya ticaretine hakim olması ve Batı’yla ilişkilerinin temelinde ya sulh ile vergilendirmek veya yıllık ganimet seferlerinin olmasının çaresizliği ile o vakit bilinmeyen dünyaya açılma çabalarının yanında, sanki bana göre daha emin yolu seçen İngilizler Doğu ile doğrudan ticaret için kurdukları ve destekledikleri şirketler aracılığı ile yol almışlardı. Ne İslamiyet’in yayılmasından sonra Arap Tüccarların, daha sonraki yüzyıllarda da İngilizlerin kurdukları ticaret ağlarının ölçeğine ve örgütlenmesine bugün bile çok uzağız. Ama o zaman bu ticaret kanlı idi. Yerine göre tüccarların veya onları destekleyen resmi görevlilerin hayatına mal olmuştu.
Bu ticaret yolları yalnızca malların taşındığı güzergahlar değildi. İnsanlar, fikirler, inançlar ve kültürler de aynı yolları kullanıyordu. Orta Asya’da İslamiyet’in yayılmasında tüccarlar kadar dervişlerin ve mutasavvıfların da önemli rolü olmuştu. Nitekim Almatı seyahatim vesilesiyle araştırdığım Zenci Ata, bunun ilginç örneklerinden biri. Asıl adı Ay Hoca olan ve koyu teninden dolayı Zenci Ata, yani Kara Baba diye anılan bu 13. yüzyıl mutasavvıfı, Ahmet Yesevi geleneğinin temsilcilerindendi. Halk arasında çobanlık yaptığı, insanlara dini ve ahlaki öğütler verdiği anlatılıyor. Bugün Özbekistan’ın Taşkent şehri yakınlarında bulunan türbesi, yüzyıllardır ziyaret ediliyor. Demek ki ticaret yollarının kalıcılığını sağlayan yalnızca ekonomik çıkarlar değil, bu yollar üzerinde kurulan insani ve kültürel ilişkilerdi. Bugün küreselleşme dediğimiz olgunun temellerini belki de biraz burada aramak gerekiyor.
BİR ŞEHİR DEVLETİ: SİNGAPUR
Singapur’un konumu büyük avantaj. Hint Okyanusu ile Güney Çin Denizi arasındaki ana deniz yollarının üzerinde, Malakka Boğazı’nın girişinde, Çin, Hindistan, Malay Takımadaları ve Avrupa arasındaki ticaretin tam kavşağında bulunuyor. İngilizler coğrafi avantajı serbest ticaret politikasıyla birleştirince liman hızla büyümüş. Çinliler, Hintliler, Malaylar, Araplar ve Avrupalılar buraya yerleşmişler. Fakat Türklerden hala ses yok! Ama zaten yurtdışında çalışan, kazanan, başaran olursa “kaçtı” diyoruz biz.
Bugün çok kültürlü, çok dinli Singapur’un temelleri o kuruluş yıllarına dayanıyor. Raffles Place’in daha 1820’lerde bankaların, tüccarların ve denizcilik şirketlerinin merkezi olarak planlanmış olması ilginçtir. Bugün gökdelenlerle dolu finans bölgesinin coğrafyası aslında iki yüz yıl önce şekillenmiş. Sonrasında İngiliz sömürge dönemi, Japon işgali, 1959’da özerklik, 1963’te Malezya Federasyonu’na katılım ve 1965’te bağımsızlık geliyor. Bağımsızlık esnasında küçük bir iç pazarı olan, hemen hiç doğal kaynağı bulunmayan, su ve gıdada bile dışarıya bağımlı ve işsizlikle boğuşan bir ülkeydi. Buna rağmen Singapur birkaç on yıl içinde ihracata dayalı sanayileşme, yabancı yatırım, eğitim, liman altyapısı ve güçlü devlet teşkilatı ile çok farklı bir model kurdu.
Haziran 2026 itibarıyla 6,21 milyon nüfusu olan ülkenin 2025’te toplam mal ticaretinin yaklaşık 1,4 trilyon Singapur dolarına ulaşması, limanının aynı yıl 44,66 milyon TEU konteyner hacmi elleçlemesi tesadüf değil. Demek ki en iyi tüccarlar Yahudiler veya Kayserililer değilmiş. Çinli ve Malaylardan oluşan kaderin bir araya topladığı bu halkın ticari başarısı yadsınamaz.
NE KADAR UZAĞA GİTSENİZ DE BAZI ŞEYLERDEN KAÇAMAZSINIZ
Singapur’a birçok kez geldim. İlk gelişim merakımdandı, üzerinden kırk yıldan fazla geçmiş. Sonra hep ticari vesilelerle geldim, hala neredeyse her yıl uğrarım. Yine bir sefer belki ikinci gelişimdi, yeni evliydim. Hanımla beraberdik, hani o uzun bayram tatillerinden biriydi. Uzun tatil boyunca çalışmazsam hasta olurum ben, çünkü işkoliğim. Uçakta başı örtülü olan tek kişi eşimdi. Uçaktaki herkes el birliği ile bize oraya ait olmadığımızı hissettirmek için sözleşmişti sanki. Çok itici bir atmosferde seyahat etmiştik. Halbuki Ramazan Bayramı idi uzun tatilin sebebi ve bizim bayramımızdı. Seksenlerin sonunda ülkede saçmalıklar hüküm sürüyordu, bizim ülke işte…
Neyse vardık ve pasaporttan, gümrükten kolayca geçtik. Fakat pasaport sırası beklerken karşımızda duvar boyu yazan ikazı görünce istemeden ürkmüştüm. Uyuşturucu kullanmak ve bulundurmak yasaktır, cezası ölümdür yazıyordu. Garip değil mi bunu uçağa binmeden söylemeliydiler. Daha sonraki yıllarda sakızın ithalatının ve satışının bile yasaklandığını öğrendim.
Bir taksiye bindik, şoför Çinli idi, tarzanca anlaşıyorduk. Singapur’un yarısının Müslüman olduğunu söyledi ve dedi ki bugün Müslümanların bayramı, yılbaşı kutluyorlar galiba… Niye böyle düşündüğünü sorunca da gece karanlığında sadece balkonu parıldayan ışıl ışıl süslenmiş bir daireyi gösterdi. İşte o an çok sevindim, imrendim o günden beri her Ramazan ve bayramda evimi süslüyorum. Otele vardığımızda, başka otel yokmuş gibi uçaktaki tüm o soğuk nevaleler resepsiyonun önünde sıralanmışlardı. Mecburen sıranın sonuna eklendik, canım sıkılmıştı…
Fakat resepsiyondan birisi, genç bir delikanlı bizi çağırdı ve ayrıca işlemlerimizi hızla tamamladı. Bayramımızı tebrik ederken, siz sırada beklemeyin, zaten yeni evli olmalısınız dedi ve ekledi, ben de Müslümanım. Kız kardeşini teşhis etmişti başörtüsünden…
Hakikaten odadaki her şey evimizden lüks ve büyüktü! Sadece her gün tazeledikleri envai çeşit ikramlıkların meyve kısmı elma ve portakaldan ibaretti. Sordum, iş görüşeceğim aile tenbih etmişti, kıymetli, ithal meyveleri bize ikram etmelerini… Neyse sonra rica ettik de bize oranın meyvelerini servis ettiler de çeşitli tropik meyveler tattık.
KENDİ KÜÇÜK ETKİSİ BÜYÜK ADA SİNGAPUR
Singapur’a gelince insanın gördüğü tertip düzenin ve zenginliğin arkasında nasıl bir geçmiş olduğunu merak etmemesi zor. Tabii biraz araştırdım. Singapur’un tarihi elbette 1819’da başlamıyor. Ada Orta Çağ’dan itibaren Malay dünyasının ticaret ağlarının bir parçası. Ama modern Singapur’un dönüm noktası, Stamford Raffles ve William Farquhar’ın İngiliz Doğu Hindistan Şirketi adına buraya gelip bir ticaret merkezi kurduğu 1819 yılı.
Singapur’un en büyük avantajı konumu. Hint Okyanusu ile Güney Çin Denizi arasındaki ana deniz yollarının üzerinde, Malakka Boğazı’nın güney ucuna yakın bulunuyor. Çin, Hindistan, Malay Takımadaları ve Batı arasındaki ticaretin kavşağında yer aldığı için bölgenin önemli ticaret merkezlerinden biri olmuş. İngilizler bu coğrafi avantajı serbest ticaret politikasıyla birleştirince liman hızla büyüyor. Çinliler, Hintliler, Malaylar, Araplar ve Avrupalılar buraya yerleşmeye başlıyor. Bugünkü çok kültürlü Singapur’un temelleri büyük ölçüde o yıllarda atılıyor.
Singapur’un yönetim anlayışını anlatmak için 2011’de yaşanan bir seçim hikayesinden bahsedeceğim. Bence burada yaşanarak ispat edilmiş şey kanunların üstünlüğü ve vatandaşların eşitliği; zaten Singapur kısıtlayıcı kanunları ve sert uygulamaları ile özgürlüklerin doyasıya yaşandığı bir demokrasi olmaktan uzaktır. Halk şöyle der, devletimiz diktatoryal davranır ama bizi öyle iyi tanır ki biz daha istemeden ne isteyeceğimizi bilir ve bizi memnun eder.
2011 yılında Singapur’da çok ilginç bir seçim yaşanmış. Ülkeyi 1959’dan beri yöneten Halkın Hareketi Partisi (PAP), her zamanki gibi seçimin favorisi. Ancak bu kez halkın önemli bir bölümü artan konut fiyatlarından, hayat pahalılığından ve göçmen politikalarından şikâyetçiydi. Muhalefetteki İşçi Partisi (Workers’ Party), Aljunied bölgesinde iktidarın güçlü adaylarının karşısına çıktı. İşin ilginç tarafı, Singapur’un kurucu lideri Lee Kuan Yew’in seçmenlere yaptığı uyarıydı. Muhalefeti seçerlerse beş yıl boyunca pişmanlık duyacaklarını........
