Yedi yıl önce bugün kaybetmiştik Haluk Dursun Hocayı
Yedi yıl önce bugün, 19 Ağustos 2019 Pazartesi günü Van’ın Erciş ilçesinde geçirdiği bir trafik kazasında 62 yaşında hayatını kaybetmişti.
Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı olarak çalışıyordu Hoca.
Ömrünü tarih, kültür ve eğitime adamış olan Prof. Dr. Haluk Dursun Hoca, Malazgirt Savaşı'nı anma programları için bölgede çalışırken içinde bulunduğu aracın kaza yapması sonucu esas mekanına hicret etti .
Doğrusu bu vefat benim içimi çok acıttı.
Yunusça söylersek, gök ekini biçer gibi derinlerimdeki kapanmayan yaraların üzerinden kıymıklar, cam parçaları geçti yeniden.
Haluk Hoca’nın ölümü benim; Türkiye’ye özgü, kabuk tutmayan ve kıyamete kadar hep kanayacak olan içimdeki “dil yarası” nın üzerinden bir kez daha geçti.
O dil yarası ki, merhum Mustafa Çalık şöyle demişti :”...Keşke Türkiye’deki bütün Camiileri, bütün medreseleri yakıp, yıksaydılar da, dil’e dokunmasaydılar, dil inkılâbı yapmasaydılar.
Camiileri, medreseleri yeniden yapardık ama, dil inkılâbının açtığı büyük yarayı kapatma imkânımız yok..”
Bugün okumayı sevmiyorsak, gençlerimize dilin tadını, dilin, yazının damaklara bıraktığı lezzeti veremiyorsak, okumayı sevemiyorsak bunun sebebi dil devrimidir.
Cemil Meriç diyor ki:” Dünyada iki büyük devrim yapıldı, biri 1789 Fransız Devrimi , diğeri 1917 Rus Devrimi.
İkisi de bütün kurumları yerle bir etti, adeta taş üstünde taş bırakmadılar ama, dile dokunmadılar, bizde evvelâ dili yani, hafızayı yıktılar, nesiller arasında ki irtibatı kopardılar, bundan daha büyük bir felaket olur mu ..?”
bence de, bu medeniyetin en büyük felaketi, Türkiye’de ki dil devrimi olmuştur.
Şeyh Galib’in mısralarında ki lezzeti tanımıyoruz ki, okumaya istek duyalım..!
Fuzuli’nin şiirinin damaklara bıraktığı tadın nasıl bir şey olduğundan haberimiz yok ki, okumayı sevelim..!
Fatih Sultan Mehmed’in........
