Faiz indirimi kapıda mı?
1665’te Christiaan Huygens’in fark ettiği tuhaf hadise bugün hâlâ fizik kitaplarında anlatılır. Aynı tahta kirişe asılan iki sarkaçlı saat, bir süre sonra karşıt yönlere salınsalar bile aynı ritmi tutturur. Huygens bu duruma “tuhaf bir sempati” demişti. Saatleri birbirine benzeten şey, aynı olmaları değil; üzerinde durdukları kirişten gelen küçük titreşimlerdi.
Merkez bankaları da bazen böyle hareket eder. Washington ile Ankara’nın enflasyonu, üretim yapısı ve siyasi takvimi aynı değildir. Fakat dolar likiditesi, enerji fiyatları, küresel tahvil getirileri ve sermaye hareketleri aynı kirişi titreştirir. Önümüzdeki on hafta, bu iki saatin birbirinin ritmini her zamankinden daha fazla duyacağı bir dönem olabilir.
Başlıktaki soruya peşinen cevap vereyim.
Bana göre faiz indirimi artık kapının dışındaki bir ihtimal değil, eşiğe gelmiş bir seçenektir.
Üstelik bunu söylerken yüksek faizi bir erdem, indirim talebini de iktisadi bir günah sayan anlayıştan ayrılıyorum. Faizi sevmek diye bir ekonomi politikası yoktur. Faiz; yatırımın, işletme sermayesinin, konutun ve nihayet bütçenin maliyetidir. Mesele onu ne kadar uzun süre yüksek tutabildiğimiz değil, ekonomiye daha fazla zarar vermeden ne zaman ve nasıl indirebildiğimizdir.
Washington saati seçimlere ayarlı
Fed, 29 Temmuz toplantısında politika faizini %3,50-3,75 aralığında tuttu. Karar 9’a karşı 3 oyla alındı; üç üye çeyrek puanlık artış istedi. Bu fotoğrafa tek başına bakan biri, indirimin hayli uzak olduğunu düşünebilir. Fakat merkez bankacılığında karar kadar, karardan sonra gelen veri de önemlidir. Temmuz sonundaki oylamadan bu yana Amerikan ekonomisinin tonu belirgin biçimde değişti.
Temmuz tüketici enflasyonu yıllık %3,4’e, çekirdek enflasyon %2,5’e geriledi. Üretici fiyatları aylık bazda değişmedi. Tarım dışı istihdam 23 bin kişi azaldı; önceki on iki ayın aylık ortalama artışı yalnızca 34 bindi. Perakende satışlar ise temmuzda %0,6 düştü.
Tek bir ayla hüküm kurulmaz. Yine de enflasyonun kenarından geri çekildiği, istihdam ile tüketimin yorulduğu bu bileşim, “faizi artırmalı mıyız?” sorusunun yanına “fazla mı sıkı kaldık?” sorusunu da koyar.
Tam bu sırada Donald Trump, Amerika’nın dünyadaki en düşük faize sahip olması gerektiğini söylüyor. Bu cümle iktisadi bir hedef olmaktan çok siyasi bir taleptir.
Fakat siyasetin takvimi nettir: Ara seçim 3 Kasım’da.
Konut kredisi, otomobil taksiti, kamu borçlanma maliyeti ve borsa performansı seçmenin cebine değdiği anda faiz, Washington’da teknik bir ayrıntı olmaktan çıkar.
William Nordhaus’un siyasi konjonktür dalgaları üzerine yarım asır önce açtığı tartışma boşuna değildi. İktisadi takvimle seçim takvimi birbirini görmezden gelemez.
Fed’in Trump’ın talimatıyla faiz indirmesi elbette doğru değildir. Merkez bankası bağımsızlığı, koca bir yalandan başka aynı zamanda sözüm........
