Mogadişu'dan Ankara'ya Kurulan Köprü: Somali'de Rahatsız Olan Kim?
Ağustos 2011'de Recep Tayyip Erdoğan, kuraklık ve kıtlığın kasıp kavurduğu Mogadişu'ya ayak bastığında, o günün dünyası bunu bir cesaret gösterisi olarak okudu. Yaklaşık yirmi yıldır bir dünya lideri Somali'ye gitmemişti. Gidenler de ya zırhlı konvoyların arkasında gelen diplomatlar ya da yardım paketlerini bırakıp dönen heyetlerdi. Ankara ise gitti, kaldı ve kalıcı oldu. On beş yıl sonra ortaya çıkan tablo, Türkiye'nin Afrika politikasının en somut örneği: Somali.
Bugün Mogadişu'da Türkiye'nin yurt dışındaki en büyük büyükelçiliği var. TURKSOM üssü, Somali ordusunun asker yetiştirdiği bir okul olarak çalışıyor. Türkiye, TURKSOM aracılığıyla Somali güvenlik güçlerine eğitim veriyor, deniz güvenliğinde destek taahhüt ediyor ve deniz yetki alanlarında enerji arama hakları elde etti. Türk hastaneleri, başka türlü tedavi bulamayacak on binlerce Somaliliye kapı açtı. Burslarla Türkiye'ye gelen gençler bugün Somali bürokrasisinin ve iş dünyasının damarlarında dolaşıyor. İnsani yardım ise 2011'deki ilk günün refleksinden bugünün kurumsal ağına dönüştü.
Sömürge değil, ortaklık
Türkiye'nin Somali'de kullandığı dil, Batı'nın onlarca yıldır kullandığı "yardım alan-yardım eden" hiyerarşisinden farklı. Somali'de Türk şirketi de var, Türk doktoru da, Türk öğretmeni de. Ama hiçbiri Mogadişu'yu değil, Mogadişu'nun kendi iradesiyle imzaladığı anlaşmaları temsil ediyor. Ankara'nın tarihinde Somali'ye dair bir sömürge geçmişi yok. Bu, sahadaki güvenin en önemli sermayesi.
Somali yönetimi de bu ortaklığı bilerek derinleştirdi. Şubat 2024'te onaylanan 10 yıllık Savunma ve Ekonomik İşbirliği Çerçeve Anlaşması ile aynı yılın Mart ayında imzalanan enerji mutabakatı, taraflara hukuki ve kurumsal bir meşruiyet zemini sağladı. Yani ortada bir kapalı kapı pazarlığı değil, iki egemen devletin imzasıyla açık bir zemin var.
Enerji ve uzay: Somali'nin kendi ayakları üzerinde durma ihtimali
Somali dünyanın en uzun........
