menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Fırat’ta Süleyman Şah nöbeti

6 0
10.02.2026

Bugün Suriye sahasında yaşananlar, bir günde ortaya çıkmış, ani reflekslerin ya da konjonktürel dalgalanmaların ürünü değildir. Ne elde edilen kazanımlar bir gecede ortaya çıkmıştır ne de gösterilen sabır kendiliğinden tükenmiştir. Suriye’de yürütülen mücadele; günü kurtaran sloganlarla, yüksek sesli çıkışlarla ya da aceleci hamlelerle değil, sabırla, stratejiyle ve uzun vadeli bir akılla ilmek ilmek örülerek yürütülmüş bir mücadeledir. Bu hakikati görmeyenler ya sahayı okuyamayanlardır ya da gördüklerini bilinçli şekilde görmezden gelmeyi tercih edenlerdir. Çünkü bu coğrafyada gerçekler, bağırarak değil; zaman içinde, sessiz ama kalıcı sonuçlarla kendini gösterir.

Süleyman Şah’ın türbesi, yıllar boyunca Fırat’ın kıyısında yalnızca tarihî bir mezar olarak durmadı. O türbe, Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları dışında kalan ama egemenlik alanı içinde kabul edilen somut bir irade beyanıydı. Orada dalgalanan bayrak, tutulan nöbet, değişen askerler; her biri “Biz buradayız” cümlesinin sessiz, vakur ama son derece net bir ifadesiydi. Bu nedenle o türbeye yönelen her tehdit, yalnızca fizikî bir yapıya değil; Türkiye’nin tarihine, egemenlik anlayışına ve kolektif hafızasına yönelmiş bir meydan okumaydı.

Suriye iç savaşının en karanlık dönemlerinde bölge, terör örgütlerinin cirit attığı, devlet otoritesinin çöktüğü, sınırların ve haritaların masa başında değil silah zoruyla çizilmeye çalışıldığı bir kaos alanına dönüştü. O günlerde alınan geçici tedbirler, zayıflık ya da geri çekilme olarak değil; devlet aklının ve sorumluluk bilincinin doğal sonucu olarak okunmalıdır. Çünkü devletler duygularla değil, akılla hareket eder. Geri çekilmek gerekiyorsa çekilir, beklemek gerekiyorsa beklenir. Ancak bu bekleyiş, unutmak anlamına gelmez. Hiçbir mesele tarihin tozlu raflarına kaldırılmaz.........

© Haber7